Her yıl Oscar ödülleri dağıtılmadan önce mutlaka en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi kadın ve erkek oyuncuların aday olduğu filmleri izlerdim. Bu yıl biraz geriden takip ediyorum galiba. Henüz izlemeye yeni başladım. İlk olarak Atonement (Türkçe ismi Kefaret) ile başladım. Film İngiliz İngilizcesi ile konuşan oyunculardan müteşekkil olduğu için beni ilk başlarda pek çekmedi. Filmin ortalarına doğru İngiliz Fransız savaşını konu aldığı ortaya çıkınca daha da soğudum. Ama başladığım bir filmi yarım bırakamamak gibi bir huyum olduğu için mecburen devam ettim. İyi ki de etmişim. Filmin sonuna doğru uzun zamandır güzel bir son izlemediğimi anladım. En azından sonu itibari ile beni tatmin etti.
Filmin konusu şöyle..
Henüz 11 yaşlarında cinselliğin ne olduğunu anlamayan küçük bir kızın yanlışlıkla şahit olduğu bazı şeyleri yanlış değerlendirmesi ve yanlış kişi hakkında suçlamada bulunması üzerine, o kişinin yargılanması, cezalandırılması ve bu kişinin de ablasının sevdiği kişi olması dolayısıyla bir ailenin çöküşünü konu alıyor. Yaptığı hatayı anlıyor fakat düzeltme şansı olmadığını biraz geç fark ediyor. Bu hatanın düzelmesi ilginç bir şekilde bir sanat eseri ile filmin sonunda açıklanıyor. Film bazı geri dönüşlerle hareket kazanmış. İzleyiciyi sıkmayan bir anlatım ve kurgu var. Tabi ortada güzel de bir aşk hikayesi var. Romantizmi sevenler mutlaka izlemeli.
Vitrin
Geliştrend 1 Yaşında Uzun süredir İstanbul'da bulunamamam nedeniyle, tabiri caizse ağzımın suyunun aktığı bir etkinlik var. Buluştrend! Bu etkinliğin çıkış noktası aslında Gelistrend.com adlı topluluk blogu. Tam 1 yıl önce kurulan bu blog o kadar çok konuk ağırladı ki okumaya başladığınız da...
Geliştrend 1 Yaşında
Uzun süredir İstanbul'da bulunamamam nedeniyle, tabiri caizse ağzımın suyunun aktığı bir etkinlik var. Buluştrend! Bu etkinliğin çıkış noktası aslında Gelistrend.com adlı topluluk blogu. Tam 1 yıl önce kurulan bu blog o kadar çok konuk ağırladı ki okumaya başladığınız da...
82.Oscar Ödülleri
Bu yıl Oscar ödülleri için sıkı tahminlerim var. Ama yine de Oscar komitesine güven olmaz. Birçok sürprizlerle karşılaştığımız için bu yıl da sürprizlere hazır olmak gerekir.
İlk olarak "En İyi Film" ödülünden bahsedelim. Önceki yıllara göre kuvvetli adaylar olduğunu söylemek...
Kalite Fonksiyon Göçerimi-Quality Function Deployment Ege Üniversitesi, Gıda Mühendisliği Bölümü'nde tamamlamış olduğum bitirme tezimin konusu "Kalite Fonksiyon Göçerimi(KFG)" (Quality Function Deployment-QFD). Bu tezi tamamlarken çok keyif aldığımı itiraf etmeliyim. Kalite kontrol sistemlerine okul hayatım boyunca daha fazla ilgi göstermiş...
Bu Kendime Aferinimdir Yıllar sonra büyük bir işi başarmış olmanın haklı gururunu yaşıyorum. Artık üniversite mezunu bir gıda mühendisiyim. Bunun benim için öneminin ne kadar büyük olduğunu burada yazacağım herhangi bir cümle ile size ifade edebilmem mümkün değil. Aslında bu haberi alalı yaklaşık...

Antep’e gelipte bir yuvalama çorbası içmeden giderseniz Antep mutfağına ayıp edersiniz. Buraya geldiğimizde ramazan ayındaydık. Davet edildiğimiz iftar yemeklerinde sürekli söz edilen yuvalama çorbasının adını ilk burada duydum. Her gittiğimiz yerde de bayramda yapacaklarını söylediler. Biz de beklemeye başladık şu meşhur yuvalama çorbasını. Meğer bizim oralarda herkese tatlı ikram edilir buralarda ise yuvalama ikram edilirmiş. Beklediğimize değdi değmesine de bir de koyun eti olmasa…
Şimdi bir yuvalama çorbası Antep usulü ile nasıl yapılır dinleyin. Öncelikle malzemeleri sayalım.
Süzülmüş kese yoğurdu ki lezzet buradan geliyor sakın marketten aldığınız yoğurtla denemeyin sonu hüsran olur.
Daha önceden kaynamış nohut.
Pirinç unu. Buralarda pirinç tozu bulmak mümkün ama siz bulamazsanız evde robotla pirincinizi un haline getirebilirsiniz.
Bir miktar kıyma. Mümkünse dana etinden olsun.
Yumurta.
Geriye tuz ve nane kaldı sanırım. Read the rest of this entry »
Extreme Tracking raporlarından aldığım verilere sık sık bakıyorum. Google ile siteme girenler hangi arama sonuçlarından sonra bana ulaşmışlar bunları kontrol ediyorum. Şu ana kadar bu sonuçlardan çıkardığım sonuç, insan memleketinin her şeyini özlüyor. Nasıl mı?
Yurt dışından gelen ziyaretçiler genellikle “Antep usulü kısır”, “Antep kısır”, “kısır”, “Antep usulü” arama sonuçları ile gelmişler. Nerde olursanız olun insanın memleketinin yemekleri her zaman insanın burnunda tütüyor. Çok şükür yine vatan sınırları içindeyim ama, yine kendi ailemden ata diyarından uzak olunca buraları da gurbet oluyor insana. Gerçi ben 9 yılımı geçirdiğim İzmir’i daha çok özlüyorum o ayrı. İzmir’in havası bir başka güzel be! Henüz ocak ayında olsanız bile gördüğünüz güneş karşısında hayretlere düşüyorsunuz. İzmir’in yeşillikleri şöyle bol limonlu ohh mis gibi. Sadece onları yemek bile insanı doyurmaya yetiyor. O incecik sapları ile tazecik maydanozları Gaziantep’tekilerle karşılaştırıyorum da buradakiler sanırım hiç maydanoz görmediler. Markete gidiyorum birbirinden kalın saplı hangi maydonoz demetini alsam şaşırıyorum. Özellikle kış aylarında haftada en az bir defa pişirme alışkanlığım olan ıspanağa nerdeyse veda ettim. Bir kış bitmek üzere ve ben sadece 2 defa ıspanak pişirdim, o da binbir ısrarla… İnsan İzmir’de yaşadıktan sonra hiçbir yerde yeşillik yiyemiyor. Kuzu ıspanaklar offf of. İzmirliler bilirler bir de rokası meşhurdur. Her pidenin yanında mutlaka roka vardır. Her salatanın içine roka konur. Balık roka ile güzeldir. Acı gelir tadı ilk tadıldığında sonra ya müptelası olursunuz ya da sürekli acı gelmeye devam eder. Ben müptelası olanlardanım. Read the rest of this entry »
Bundan sonra kendime bir görev belirliyorum. Yanlış yazımlara ya da yanlış olduğunu düşündüğüm çevirilere ve Türkçe’yi yozlaştırmak adına yazılanlara karşıyım. Siz de bu görevde benim de katkım olsum derseniz, blogunuzda kategoriler altında “yakaladıklarım” başlığı açabilirsiniz.
Ve ilk kurban NTV. Kim yapıyor kardeşim sitedeki çevirileri, ortaokulda ingilizceyi yeni öğrenen biri mi?
Sitede Oscar Ödül Töreni hakkında detaylı bilgiye yer vermişler. Bazı şeylerin de orjinaline dokunamayalım demişler herhalde ki, hani o meşhur ” oscar goes to…” diye başlıyan girizgah aynen şöyle çevrilmiş: “ve oscar gidiyor….”
Nereye gidiyor?
Halbuki güzel Türkçemizde bunu söylemenin daha güzel yolları var. örneğin: “ve oscarın sahibi…..”, “oscarı alan…..”, diye.
Not: Bir kelime çevrilecekse adam gibi, çevrilmeyecekse orjinali orijinali ile kalmalı…Benim de bir hatamı görürseniz çekinmeden vurun yüzüme : )

Geçtiğimiz hafta – malumunuz daha önce de bahsetmiştik – Arapça kursuna başladığım için sakin hayatımın bir anda kalabalıklaşması ve evden zorunlu olarak dışarı çıkma durumlarının ortaya çıkmasını da beraberinde getirdi. Çoğunuz için anlaşılmaz gelebilir. Her ne kadar kendi isteğimle de gidiyor olsam belirli bir saatte belirli bir günde olması beni boğuyor. Keşke kafama estiğimde ya da dışarıda olduğumda şunu da halledeyim deyip kursa gitsem. Mümkün değil tabi. İşte bu yüzden birkaç gündür toparlanıp da blogun başına geçemedim. Henüz bu kadar yeniyken ara vermek doğru değil. Takip edenlerden bu küçük ara için küçük bir özür diliyorum.
Son zamanlar bir moda aldı başını gidiyor. Çoğu bloger şimdi ah ben de yakalandım diyecek. Mimlenmek. Pratikte size ne kazandırdığını pek fark etmeyebilirsiniz. Ama teoride çok şey kazandırıyor. Misal sizi mimleyen kişi dolayısıyla sitesinde size link vermiş oluyor. Bu da technorati’de authority demek. Size blograzzi’de puan kazandırmak demek. Google için tanınmak demek. Page rank yükseltmek demek. Dolayısıyla daha çok okur ve sizi daha fazla kişinin tanınması demek. Read the rest of this entry »
Dizi müptelası biri değilim. Seyrettiğim dizilerin sayısı iki elimin parmaklarını geçmez( söz de müptela değildim). Bunlarda biri Lost diğeri Prison Break. Türk dizilerinden ise Bıçak Sırtı ve Kurtlar Vadisi favorilerim arasında.
Kurtlar Vadisi’ni ilk günden beri takip ediyorum. Ve her ne kadar “kızlar ne anlar bu diziden” diyenler olsa da ben yine de devam edeceğim. Pusu ile biraz formundan kaybetse de insanı heyecanlandırmaya yetiyor bu dizi.
Bıçak Sırtı’na gelince ilk zamanlarda farklı konusu ile kendini sevdirmişti. Şimdi ise başladığım bir işi yarım bırakmamak için izlemeye devam ediyorum.
Lost!!! Başlı başına bir muamma. Bir yeri çözdüm diyorum başka bir yerden patlak veriyor sorular. Bu dizide sorular hiç bitmez. Senaristlerin grevi dizilerde bazı çatlak parçaların oluşmasına yol açmış gibi görünüyor. İlk 3 sezonda bilinmezliğin heyecanını artık oyuncuların başlarına ne geleceği endişesi almış durumda. Biz de onlarla üzülüyor onlarla sevniyoruz. O dizide de sevdiğim elemanlardan biri Sawyer diğeri de Hugo. Sawyer umarsızca davranışları ile bana kendimi hatırlatıyor. Hugo ise tam bir maskot. Her evde olması gereken cinsten. Olmasını istediğim 5 çocuğumdan ortanca olanının Hugo gibi bir karakteri olmasını isterim. Hem sevimli, hem esprili, tabi o kadar da şişman değil. Read the rest of this entry »
Ünzile insan dölü
On kardeş beşi ölü
Büyüdükçe unufak
Ve gelir de görücü
İnci gibi dişi
Görücü bilir işi
Söğüdüm ağlar gider
Olur hatun kişi Read the rest of this entry »
Bundan yıllar önce internete 56k ile bağlandığımız yılları hatırlıyorum. O sıralarda hem öğrencilik hem de bir internet kafede mesul müdürlük yapıyordum. O zaman part time için 120.000.000 tl alıyordum. Baya da iyi paraydı. Her hafta nerdeyse 3 defa sinemaya giderdik. İnternet 56 k olmasına 56 k idi amma 11 tane makineye de internet erişimi sağlıyordu. Part time olmasına part time çalışıyordum ama gecemiz gündüzümüz orda geçiyordu.
Çok istememe rağmen bilgisayar mühendisliğini kazanamadım. Onun yerine puanım ziyan olmasın diye gıda mühendisliğini yazdım. O da tuttu. Öyle bir hırs olmuş ki içimde ne olursa olsun bu bilgisayarı öğreneceğim dedim. Read the rest of this entry »
Bir lisan bir insan, iki lisan, iki insan, üç insan… diye uzar gider. Ben de bu kaideye uyarak zaten ikizler burcu ile olan çifte karakterliliğimi bir dil öğrenince üçe çıkartmış oldum. Yani şöyle biri ben diğeri ikizler burcumdan kaynaklı diğer ben, diğeri de -ilkokul 3 e giderken abimin İngilizce kitaplarından öğrendiğim kelimelerle hayatıma girmeyi başaran- İngilizceyi bilen ben. Çok karmaşık oldu galiba. Neyse esas karmaşa şimdi başlıyor. Bir süredir bir mesaj bekliyordum. Gamek kursundan. Nihayet bu sabah uyandığımda mesaj gelmişti. “18 şubat pazartesi saat 17:30 da Arapça kursumuz başlayacaktır. İlk iki derse katılmayanların kaydı silinecektir.” diyor mesaj. Read the rest of this entry »
Bu sabah güzel bir hediye ile uyandım. Ama Google’dan gelen bir hediye. Sesimi duymuş olacak ki ilk yazımı yayınlamamın ardından tam 9 gün sonra 9 sayfa ile beni indekslemiş. Nihayet artık bekleyiş sonra erdi. Limau Orange teması kullanan diğer website sahipleri temanın seo dostu olduğunu ve çok kısa sürede google tarafından inekslenmenize yardımcı olduğunu yazmışlardı. Bana pek mantıklı gelmemişti ki bu seo konularına tam olarak hakim olamadığımdan hala mantıklı gelmiyor. Neyse ben indekslendim ona bakarım. temamı da seviyorum. Bekle beni dünya geliyorum.(şşşşşiiiiişşt nereye demezler mi adama)
Ben bu yıl sevgililer günü hediyemi biraz erken aldım. Hatta zorla aldırdım. Birincisi şu anda gezmekte olduğunuz bu sitenin “domain name’i” bir diğeri Hostcini’nden aldığımız alan. Ve tabi uzun zamandan beri içinde olduğum ama bir türlü el atamadığım blog alemine dalış yapmış oldum böylelikle. Bu geceyi bloglara ayırdım. daha önce fırsat bulamadığım blogları gezmeye çalıştım. Aralarında gerçekten okunmaya değer özgün içerikli bloglar da okudum, tamamen olmasa da çalıntı içerikten oluşan bloglar da. Özgün içerik ortaya çıkarmak çalışma isteyen meşakkatli bir uğraş. Eğer bu emek saygı görmeyecekse bloger olmanın bir manası yok diyorum ve o yüzden takibine aldığım sitelerin çalıntı içerikli olmamasına özen gösteriyorum. Bu da bir savaş yöntemidir. Read the rest of this entry »
Ey yumurtaya can veren Allah’ım. Ne de güzel bir yiyecek yaratmışsın. Küçükken yumurtanın sadece sarısını yer, beyazını sofra altına atardım. Üniversite yıllarında ise sahanda yumurta sarısı pek doyurucu olmadığı için beyazını da yemek yaşamak için gerekli hale geldiğinden artık bir yumurtayı renklerini ayırt etmeden yiyebiliyorum. Bu sabah Denizli’den kalkıp Gaziantep marketlerine gelen Lezita yumurtalarından kahvaltımıza eşlik etmelerini istedik. Pek de lezzetliydiler sağolsunlar kendileri. Paket üzerinde bazı kısa ve öz, ama yararlı bilgiler de vermiş Lezita. Bunları size aktarayım dedim efendim: Read the rest of this entry »

Ya ben en başından okumak istiyorum böyle ortadan olmaz diyorsanız buyrun şöyle alalım.
İkinci güvenlikten geçtiyseniz de uçak pistine giderken en son bir kontrolden daha geçmeniz gerekiyor. Burada bir hostes ve yine bir güvenlik görevlisi isim kontrolü yaptıktan sonra sizi uçağa doğru yönlendiriyorlar. Uçağa giderken bir dizi bavul sizi bekliyor. Aynı anda birkaç uçak kalkıyorsa bütün yolcuların valizleri bir arada toplanmış oluyor ve her geçen yolcu kendi valizini seçip “bu benim” dedikten sonra valiz görevlileri seçilenleri uçağa yerleştirmek üzere taşıma arabalarına yüklüyorlar. Valizleri taşıyan araba uçağın bagaj kısmına doğru yol alırken siz de yolcu kapısına doğru gidiyorsunuz. Ve işte tekrar bir isim ve koltuk kontrolü daha geliyor. Burada da size uçak hostesleri yerinizi söylüyor. İçerdeki hostesler de size yerinizi bulmanızda yardımcı oluyor. Her uçakta aynımıdır bilmem ama benim bindiğim uçakta koltuklar diziliş sırasına göre numara alıyor ve her sırada 6 koltuk var. Bu altı koltuk da a,b,c,d,e,f diye sıralanıyor. Tavsiyem biletinizi alırken cam kenarı olsun isterseniz a yada f seçin. Amma kanat üstü olursa -aynı otobüslerde tekerlek üstü olduğu gibi – manzara seyretmeniz pek mümkün olmuyor. Ben giderken 19 numara f koltukta oturdum. Kanat 17 de bitiyordu. O yüzden manzarayı az da olsa seyredebildim. Read the rest of this entry »

Bugün aşure ayı münasebetiyle biraz geç de olsa aşure yemeğe bir tanıdığa misafirliğe gittim. Menüde aşureden başka bir de kısır vardı. Gaziantep’e geldiğimden beri çeşitli yemeklerle tanışma fırsatı buldum. Bu yemeklerin arasından beğendiklerim ve beğenmediklerim olarak sizinle paylaşacaklarım olacak.
Aşure bizimkinden biraz farklı(bizim ki: Trakya mutfağı). İçine şekerden çok pekmez koyuluyor. Açıkçası pek sevmedim. Ama başka türlü de aşure yapmaya hiç niyetim olmadığı için (yoksa yapamayacağımdan değil) mecburen yedim biraz. Read the rest of this entry »

Uçakla yolculuğa çıkmanın ilk adımı bir uçak bileti almak. Eğer ilk defa uçağa biniyorsanız seçeceğiniz uçak şirketi ilk izlenimleriniz için oldukça önemli. Ve Gaziantep’i fazla bilmiyorsanız tavsiyem internetten bilet almanız. Lakin müşteri hizmetleri size servis hakkında bile yeterli bilgi veremezken bilet konusunu unutmanız daha eftaldir.
Önce şirketi seçersiniz demiştik ancak İzmir Gaziantep arası uçuş yapan tek firma Sun Express ise seçme şansınız yoktur. Ben de mecburen Sun Express’in internet sitesine üye olarak işe başladım. Read the rest of this entry »

Bir süredir araştırdığım temalardan nihayet bir tanesini seçtim. Bir wordpress teması olan Limau Orange adlı tema “Bob” tarafından dizayn edilmiş. Sade ve özellikle sevgili rengim turuncuyu içerdiği için benim dikkatimi çekmeyi ve sitemin temasını oluşturmayı başardı. İnce birkaç çizgide ayrılıklar oldu tabi Bob ile aramızda. Ancak kendi yolumla onu hallettim sanırım. Güzel de oldu hani. Kıskananlar çatlasın!
Fotoğraf Yagi‘nin bir eserine aittir.
Zaman zaman insanın düşünüp de paylaşamadığı duyguları içinde kalır. Ve zamanla nice düşünceler, duygular, fikirler zihnin karmaşık yapısı altında silinir giderler. İnternetin insanlara kazandırdığı en güzel şeylerden biri de fikirlerini ortaya koyabilecek bir mecra bulmaları olmuştur. Ben de bu fırsatı kimine göre biraz geç kimine göre tam zamanında yakaladım. Henüz sitede kullanılan tema biraz eksik kalsa da şimdilik idare eder diyerek işe koyuldum. Bazı bölümler Türkçeleştirildi. Bazıları ise hala ellerimden öper. Belki ileri doğru daha farklı bir tema ile değişiklik yapabilirim. Ama şimdilik önümde uzun bir zaman var. Öncelikle sitenin insanlara ulaşması. Bunun içinde tabi bazı eylemler planda yer alıyor. Read the rest of this entry »






0