
Geçtiğimiz gece 0-3 lük bir maçın skorunu bir türlü öğrenemeyen bir fanatik gibiydim. Pr güncellemeleri başlamış ve site birkaç kaynakta 3 gösteriyordu. İşte dedim nihayet. Google bana hakkım olanı teslim etti. Geçtiğimiz güncellemede beni boynu bükük çocuklar gibi bırakan google(pr=0) amca bu güncellemede bana bir sürü şeker verdi. Ve pr 3 bir blogun sahibi olarak gurur duydum tabii. Bu gururu niye duydum kime karşı duydum onu da bilmiyorum. Ama ben bu haberin gelişiyle hasta halimin nekahet döneminin hızla sona erdiğini biliyorum. Bu güncellemede bir çok kişiye cömert davrandı google. Açıkçası içimden bir his 3 olur ama 2 daha muhtemel bir değer gibi duruyordu. Bu bana şimdilik yazmaya karşı daha bir gayret kuvvet verdi. Daha iyi daha kaliteli yazılarda buluşmak üzere…(teşekkür google)
Bir süredir Gaziantep’te işlerimi halletmeye bir taraftan da taşınma hazırlıklarını tamamlamaya çalıştığım için internete kısıtlı olarak girebildim. Bu arada blog da biraz tarafımdan ihmal edildi. İhmal ettiğim sadece blog değil aynı zamanda sağlığım oldu.
Yaklaşık son bir aydır bir koşuşturma içinde olduğum için beslenme düzenim de sarsıldı. Bahar nezlesi beni her bahar bulur ve birkaç hafta beni felç eder. Bu bahar da diğer baharlar gibi nezle oldum. E tabi koşuşturma içinde hafife aldım. Sonu hüsran oldu. Velhasıl meğer nezle değil bronşit olmuşum. Soluğu normalde alamadığım için doktorda aldım. Daha önce de kış ayı içerisinde bir kez bronşit olduğum için doktor teşhisi kolaylıkla koydu.
Fakat bu sefer verdiği ilaçlar beni sonu gelmez uykulara sürükledi. Birincisi, uyku başta olmak üzere çeşitli yan etkileri olan öksürük şurubu sinecod, diğeri klacid-mr, en sonuncusu da nezle ve gribin yegane düşmanı theraflu. Hepsini bir arada tüketince varın siz düşünün gerisini. Başımı yastıktan kaldıramaz oldum. Ama yavaş yavaş değil hızla düzeldiğim için bu uykudan şimdilik bir şikayetim yok.
Read the rest of this entry »
Hayatında ilklere imza atanlar her zaman en fazla ezayı en fazla zahmeti çekenler olur. Sonuç olarak da kıymetleri ölünce anlaşılır. Yarışta kazananlar her zaman birileri tarafından itiraza maruz kalırlar. Her zaman doğru karar çıkmayabilir belki. Ama her yarışın sonucu yanlış diye değerlendirmek önyargıyı kıramamaktan ibaret kalır.
Blog kavramı henüz ülkemizde yeni yeni gün yüzüne çıkmaya başladı. Kimi vakit geçirmek, kimi yaptıklarını paylaşmak, kimi dinlediği müzikleri anlatmak, kimi bilgilerini sunmak adına bir blog kurar. Bundan yaklaşık 3 ay kadar önce hayatımda yaşadığım tecrübeleri biraz ti’ye alarak biraz eleştirel biraz duygusal olarak ele aldığım bir blog açtım. Bundan öncesinde sadece bir blog okuyucusuydum. En başta yazılarını yayına almadan önce okuduğum eşimin blogu oldu. Sonrasında çerçeve biraz daha genişledi biraz daha büyüdü. Blog arkadaşlarım oldu. Her ne kadar sanal dünya gerçek dünyadan farklı olsa da karşıda ki insanlar da etten kemikten yaratılmışlardı.
Read the rest of this entry »
El Orfanato; Yetimhane
Korku filmi dedik ama The Eye kesmedi derseniz bir de bunu deneyin. Ancak ben bu filmi izlerken korkmak yerine daha farklı duygular hissettim onu belirteyim.
Filmin kısaca oyuncularını sayarsak;
Belen Rueda; Laura (anne)
Fernando Cayo; Carlos (baba)
Roger Princep; Simon (şirin mi şirin bir erkek çocuğu)
Filmde oynayan diğer oyuncular hikaye…
Bir yetimhanede büyüyen Laura Evlatlık edinilir. Aradan yıllar geçer. Carlos ile yuva kurarlar. Ancak çocuk sahibi olamadıkları için Hiv virüsü taşıyan bir çocuğu evlat edinirler. Ve Laura büyüdüğü yetimhaneyi satın alarak restore eder ve burayı küçük çaplı bir kreş haline getirir. Bu arada minik Simon’un hayali arkadaşları vardır. Annesi işlerle meşguliyetinden dolayı Simon’un bu hayali arkadaşlarıyla ilgilenemez.
Read the rest of this entry »
Sesiz sedasız bir veda ettim o güzel körfeze. Artık hergün varyanttan otobüsle inerken deniz manzarasını seyredemeyeceğim. Bir pide salonunda salatanın içinde roka olmayacak belki de. Sinema çıkışında kordonda yürüyemeyeceğim. O yapış yapış sıcağını hissedemeyeceğim. Fuara kimler gelicek diye heyecanlanmayacağım. Pazara gittiğimde yeşillik olarak bir dünya şey alıp eve gelemeyeceğim. Canım sıkıldığında forbeste bir tur atıp dondurma yemek bir hayal olarak kalacak. Her daim yeşil olan ağaçlarını seyir etmeden devam edeceğim hayata. Efe heykellerini her köşe başında görmeden, hayır için dağıtılan lokma tatlısı sırasına girmeden geleceğim evime. Her köşe başındaki midyeciyi de selamlayamayağım artık. Küçük parkta arkadaşlarla okul çıkışı bir çay içmeyeceğim. Ama bir gün döneceğim tüm bunları tekrar yapabilmek için. bekle beni İZMİR. Yıllar sonra da olsa bir gün mutlaka buluşacağız.
Bu yazı 17 Eylül 2007 tarihinde İzmir’den taşındıktan 10 Gün sonra Hafif.org sitesinde tarafımdan yazılarak, yayınlanmıştır. Şimdi bir veda mektubu da Gaziantep için yazılacak.
Gülebilmek bir meziyetse güldürebilmek ayrı bir meziyettir. Kolay kolay her espriye gülen her karikatürde kahkahalar koparan biri olmadığım halde bazen kendi kendime deli gibi de gülebilirim.
Atalarımız güzel bir söz söylemişler. “Osuruğa gülenin osuruk kadar aklı yoktur” diye. Oysa ki benim hayatta en fazla güldüğüm olaylardan biridir yanlışlıkla kaçan gazlar. Bir gece komik videolar izlerken birinde,2 zenci ,2 sarışın Amerikalı hatunu jimnastik yapıyordu. Zenci olan başta diğerleri de onu taklit ederek yaptıklar hareketleri yapmaya çalışıyorlardı. Derken Baştaki zenci hatun ayaklarını sağdan sola çevirirken gaz kaçırdı. Hem de yüksek sesle. Diğerleri de bunu görünce gülmekten yuvarlanmaya başladılar. Ben buna katılıncaya kadar güldüm. Hayatımda ilk kez gülmekten katılmak ne demekmiş bunu da öğrenmiş oldum.
Read the rest of this entry »
Her ne kadar 3 aylık arşivimden dolayı adaylığımı koyamasam da – hem ben aday olursam diğerlerinin şansı kalmaz
– böyle bir girişimi sonuna kadar destekliyorum. Yukarıda görüldüğü gibi bannerimi de hemen yapıştırdım. Değerli eşim Selcukhoca’da bu yarışta yerini aldı. Aslında pek de yarış gibi değil ya. Bütün blogerlar bu kadar dayanışma halindeyken aslında hepsi benim gözümde birinciliği hak ediyor ama illa da birine oy verilmesi gerekiyorsa tabii ki oyum eşimden yana olacaktır. Ama tanıdık diye değil. Gerçek anlamda yazılarını yazmış olmak için yazmadığı için, birilerine bir şeyler anlatmayı sevdiği için, bildiklerini herkesle paylaştığı için ve en güzeli onun yazılarını okumaktan büyük keyif aldığım için (bana yazdığı mektuplarla kalbimi fethetmişti zaten).
Read the rest of this entry »
Dün gece kolilerin arasına dalmış 3 yıl içinde 3 kez taşınıyor olmanın verdiği hınçla kitapları koliliyordum. E tabi yorgun düşünce televizyon karşısında sızmaktan başka çarem kalmamış. Oysa ki uzun zamandan beri olmasını umduğum şey tam da benim sızma anımı bulmuş. Sabah da kalktığımızda elektrik kesintine maruz kalınca güzel haberi almam öğleden sonrayı buldu. Evet Blograzzi’de günü blogu seçilmiş benim sevgili blogum. Kimileri için es geçilecek bir şey olsa da editörlerin onayından geçip günün blogu olmak benim için fevkalade önemli. Hakkımda kısmını okuyanlar blog hakkında yaptığım yorumu okumuşlardır. Blog sanırım artık seri adımlarla yürümeyi öğrendi. Umarım yakında koştuğunu da hep birlikte görürüz.
Blograzzi editörlerine saygılar, teşekkürler.
Anne tarafımdan biraz köylü sayılırız. Her ne kadar anneannem 30 yılını yalnız olarak köydeki evde geçirse de o vefat ettikten sonra benim için köy ıssız bir hale gelmeye başladı. En son ne zaman köyümüze gittiğimi bile hatırlayamıyorum şu an. Geçenlerde her nedense toprağa ayak basınca köyü hatırladım. Yaz tatilimi köyde geçirdiğim yılı hatırladım. İnsanlar yaptıkları işten aslında o kadar memnunlar ki, şehir hayatı yaşayanların neden bir süre kaçıp dinlenmek için kırsal alanı seçmek istemelerini anlamak çok zor değil. İneklerinin sağlıkları onlar için her şeyden önemli. Kendilerinin yemedikleri bir yemeği hayvanlarına da yedirmezler. Çünkü onlar ekmek kapıları. Her gün özenle sabah erkenden kalkıp (öyle bizim gibi 7-8 değil) önce onların yattıkları yerleri temizlerler. Yalaklarının suyunu kontrol ederler. Sırtmaça emanet edip akşam dönüş yollarını dört gözle beklerler. Bahçedeki ekinlerini her gün nerdeyse santim santim ölçüp gerektiğine zirai müdahalede bulunurlar. Onları özenle sulayıp, onlarla konuşurlar. Tarlası olanlar sabahın erken saatinde gidip çalışmaya başlar. İş onlar için gecenin bir yarısı bile bitmez. Birçok köyde henüz kalkınma olmadığı için bazı evlerde mutfak yoktur. Dışarıda avludaki çeşmenin başında bulaşıklar yıkanır. Çamaşırlar çitilenir. Çamaşır makinesi mi? Durun henüz yeni yeni edinmeye başladılar. Rahmetli anneannem sağlığında bir çamaşır makinesi göremedi. Ama ne zaman evine gitsek hiç kirli çamaşırı olmazdı. Ve her şey o kadar tertipliydi ki, 80 yaşında bir kadının bu kadar hamarat oluşuna şaşardınız. O her zaman bize sabahın erken saatinde kalkıp mis gibi kahvaltılar hazırlar, bütün gün işlerini halleder, akşam da yemekte nefis köy yemekleri çıkartırdı. Ne dede ne de babaannemi net hatırlayamadığım için eli öpülesi tek büyüğüm oydu. Allah mekanını cennet etsin.
Read the rest of this entry »

Pilli Network sitelerinden en azından bir tanesine mutlaka bir göz atmışlığınız vardır. 9 ayrı sitede aktivitesini sürdüren pilli şimdi bunları bir yenisini daha ekliyor. Diğer sitelere şöyle bir göz atarsak;
bildirgeç: sıradışı olaylar, web tasarımla ilgili notlar, bilimsel makaleler, internet haberleri vb. bildirilerin yanınlandığı bir ortam.
hafif: herkesin dilediğince yazması ve muhtemel en fazla yorum katkısının burada olduğu pilli sitesi
10marifet: türlü türlü el becerilerinin internet ortamında paylaşıldığı ve benimde en samimi bulduğum blog
Read the rest of this entry »
Fotoğrafı görüp korkmayın. Bu otobüs devrilmez. Gezdiğim bir blog beni okul anılarıma döndürdü. Aslında kimine göre hoş kimine göre kabus sayılabilecek anılar 525 anıları. İzmir’e yolu düşenler belki duymuşlardır 525’in ne olduğu. Ege ya da 9 Eylül’de okuyanlar zaten onunla içli dışlı oldukları için bilmemelerine imkan yoktur.
525 İzmir’de diğer halk otobüsleri gibi bir otobüstür. Farkı, öğrenciler için ücretsiz ve İzmir’deki belki de dünyadaki en eski otobüsler olmalarıdır. İkarus otobüsleri Macaristan’dan ücretsiz olarak ithal edilmişlerdir. Ve geleceğimizin güzide bilim adamlarını, bilim kadınlarını taşımak gibi bir şerefe nail olmuşlardır. Soğuk kış günlerinde bizi soğuktan koruyan sıcak yaz güneşinde bizi gölgesiyle serinleten sevimli otobüstür 525. Ve insanlara yaşattığı derin korkularıyla otobüs fobisi oluşturabilecek kadar tehlikelidir aynı zamanda.
Read the rest of this entry »
Bugünlerde içimdeki memleket hasreti ayyuka çıkmış durumda. Az kaldı sabret diyorum kendime ama nafile. Rüyalarımda bile memleketimi görüyorum. Öğrenci iken en az 2-3 ayda bir ailemi ziyaret ederdim.
Rüyada sadece memleketimi görmüyorum tabii. Artık bir blogger olduğumu düşünürsek sürekli blogumda daha iyi nasıl profesyonelleşebilirim. Bir de bunun derdindeyim. Bu ikisi birleşince rüyada karma bir hal alıyor.
Lüleburgaz’ın İstanbul Caddesi diye tabir edilen meşhur yolunda geziyorum. Karşımda bir büfe. Büfenin tabelasında admin giriş yazıyor. Fakat blogumda uyuyang isminden başka bir admin daha var. Ben acı acı kabullenmek zorunda kalıyorum blogumun başka bir adminle paylaşıldığını. Blogumu sık güncellemediğim için wordpress bana ceza vermiş ve başka bir adminle işleri yoluna koymaya çalışıyor. Uyanınca bir rüya olduğunu anladım ama güleyim mi ağlayayım mı şaşırdım.
Read the rest of this entry »
Son günlerde fena halde adrenalinimi yükseltme ihtiyacı hissettiğimden bir korku filmi izlemek istiyordum. Karşıma çıkan “The Eye” oldu. Öncelikle filme sayısal bir değerlendirme yapacak olursak 10 üzerinde 6,5 verilmeyi hak ediyor kanımca.
Genelde korku filmlerinde mantık arayan biri değilimdir. Hatta bir korku filminin mantıksız olması daha da hoşuma gider. Genel bir izlenim olarak gerilim filmleriyle karıştırılır korku filmleri. Oysaki gerilim filmleri gerçek dışı öğelerin olmamasıyla değer kazanır. Örneğin bir seri katil filmi gerilim filmidir. Çok küçükken izlediğim bir seri katil filminde katil yatağın altına saklanıp kurbanın bacaklarını bileklerinden kesiyordu. Uzun süre bunun etkisi altında kalıp ayaklarımı koltuktan aşağı sarkıtamıyordum. Halen aklıma geldiğinde ayaklarımı yukarda toplarım. Korku filmi ise “alien” tarzında ya da son dönem filmlerinden örneklendirecek olursak da “Cloverfield” tarzındaki filmlerdir.
Read the rest of this entry »
Yakaladıklarım kategorisini siteyi sürekli takip edenler farketmişlerdir. Acımam yakalar çarparım yüzünüze. Ve yine daha önce de dediğim gibi benim bir hatamı görürseniz siz de çekinmeden bana aynısını yapabilirsiniz. Blograzzide hergün günün blogu seçiliyor. “Belki bir gün ben de…” diyerek hergün olmasa da arada kontrol ediyorum. Bu gece yatmadan önce bir bakayım dedim. Eh fena da olmayan bir blogu günün blogu seçmişler. Gel gör ki onca yazı arasından gözüme ne çarptı dersiniz? Cezni Ersöz. Bizim kırk yıllık Cezmi Ersöz olmuş Cezni… Ne diyelim? Biraz kontrol ve dikkat yanlışların önüne geçebilir. İyi bloglamalar…
Güncelleme: Yazı yazarı tarafından düzeltilmiştir. Tabii ben yakaladıktan sonra:)
16