Bir gülüşün var bu bana yeter
Bir bakışın var dünyalara değer
Kaşına gözüne vuruldum onun
Boyuna posuna hastayım onun
Ey güzeller güzeli
Ey melekler meleği
Söyle bana kimsin sen
Kibariye ablamızın son dönemde ki albümünden bir eser. Bu da nerden çıktı demeyin. Ben her gece zevkle dinliyorum. Vatani görevini yapmak üzere askere gidecek olan delikanlı gençlerimizin asker düğünlerinde en tutulan oyun havalarından biri olmuş durumda. Ama hakkını vermek lazım. Güzel söylemiş.
Benim bildiğim Asker düğünleri askeri uğurlarken otobüs kalmadan önce oğlanın delikanlı arakadaşları aralarında para toplayıp davul zurna ekibi tutar ve boyuna halay çekerler. Ha bu arada eşim askerlik maceralarını anlatmış ama bir de benim gözümden dinleyin.
Read the rest of this entry »

Geçen gece izlediğim komedi filmi beni biraz şarttı. Çünkü pek komedi kategorisine alınacak bir film değil. Daha çok macera tarafı ağır basıyor.
Film eski bir caz ustasının hayatı üzerine kurulmuş. Fats Waller. Ünlü caz ustasının evinde doğup büyüyen bir genç, Mike(Mos Def) ile onu yetiştiren Elroy Flecther (Danny Glover) birlikte bir vhs dükkanı işletmektedirler. Bay Fletcher eski arkadaşlarıyla Fats Waller adına bir anma toplantısı yapmak üzere öldüğü trende buluşup onun şarkılarını söyleyeceklerdir. Bir süreliğine seyahate çıkar.
Mike kendisine emanet edilen dükkana en yakın arkadaşı Jerry’yi (Jack Black) sokmamalıdır. Fakat bunu anladığında iş işten geçer. Çünkü Jerry elektrik santraline sabotaj yapmaya çalışırken manyetizmaya maruz kalmış, ve dükkandaki bütün filmleri bu manyetik etki sayesinde silmiştir.
Read the rest of this entry »
Son zamanlarda kendi blogumu akşamları ziyaret eder olduğum için bazı aksaklıkların farkında değildim. Siteye giriş yapmayı zorlaştıran Blograzzi kutucuğunu kaldırınca sanırım olay çözüldü. Bundan böyle daha kolay erişim sağlayabileceksiniz. Henüz bir twitter’ım bile yok. Şimdi bunu buradan bir post olarak değil de twitter ile bildirebileceğimi farkettim. Kendime acil yapılacaklar listesi hazırlamalıyım.
Geçen gece izlediğim bir filmi sizlerle paylaşmak istiyorum. “Wicker park”. Başrollerinde Josh Hartnett, Diane Kruger ve Rose Byrne ‘in paylaştığı bu romantik film, tarzının çok dışında bir kurgu içeriyor. Bir aşk hikayesinin nasıl ihanet ve kıskançlığa dönüştüğünü izliyoruz.
Film bir ayakkabıcıda çalışan ama aslında asıl mesleği fotoğrafçılık olan Matthew adlı delikanlımızın bir gün aklını başında alacak kadar güzel olan dansçı kızımız Lisa’yı görmesiyle başlıyor. Çok güzel giden beraberlikleri her ikisini de kariyerindeki olağanüstü gelişmeler yüzünden sekteye uğruyor ve bir talihsizlik sonucu birbirlerinden bir daha haber alamıyorlar.
Read the rest of this entry »
Geçtiğimiz gün bir yazının altına düşen yorum beni biraz üzdü. Aslında bu bir sitem yazısı değil. Ama bloggerların dikkat etmesi gereken bir konu olduğu için üstüne düşmek istedim. Çocuklaçocuk hangi bölümde okuduğumu sormuş. Yazdığı yorumlarla yazılarımı takip ettiğini biliyorum. Belki de daha önce okuduğu halde aklında kalmamış da olabilir. Blogların büyük bir kısmında hakkımda sayfası ya yapım aşamasında ya da ana sayfa yönlendirilmiş durumda. Hal böyle olunca sadece blog ismiyle tanınmak zorunda kalıyoruz. Selçuk da Süleyman Sönmez ile birlikte geçen gün verdiği bir röportajda ufak çaplı da olsa bu konuya değinmiş. Blogu yayına sokmadan önce hazırladığım ilk sayfa hakkımda sayfası olmuştu. Buna önem vermek zorundaydım. Yazdıklarımın kimin tarafında yazıldığını herkesin bilmesini istemek de en doğal güdü olsa gerek.
Read the rest of this entry »
Hayatı hızlı yaşamaya başlayınca etrafınızda görebildikleriniz algılayabildiklerinizle sınırlı kalıyor. Örneğin her gün önünden geçtiğim devasa surlar gözümde bir şaheser olmaktan ziyade aşılası duvarlar olarak kalıyor. Kahvaltı ettiğim günlerin sayısı etmediklerimin yanında hiçbir değer ifade etmiyor. Bilgisayara freecell oynamaktan ziyade bir amaçla daha az oturuyorum. Eşimle yemeği kim yapacak kavgası yapmıyorum. Çünkü yemek yapmıyoruz. İnsanlarla kurulan diyaloglar nasılsın’dan öte geçmiyor. Hatta “n” harfinde bile kalıyor çoğu zaman. Film izleyebilirsem üzerinde düşünecek vaktim yok. Ev ütü vs işler toplu değil ihtiyaç dahilinde yapılıyor. Telefon görüşmeleri nerdeyse günlük 3 dakika ile sınırlı(iş harici). Haberler ana hatlarıyla biliniyor. Detaylar 3 sayfada kalıyor. Meyve yemeye ayıracak zaman yok. Mutfak çeşmesi az akıyor. Tamirci çağırmaya vakit yok. Faturaları yatıracağız mesai saatinde biz de mesaide oluyoruz. Af gündeme gelmiş. Okulu bitirmek istiyor muyum? Peki okulu bitirirsem mühendislik yapacak mıyım? Ben biraz buhranlardayım siz bana bakmayın. Bu girişten sonra gelelim bu gece aslında yazmak istediğim konuya.
Read the rest of this entry »
46