Blog yazmak keyifli bir iş. Okunmak ise daha keyifli. Her blog yazarı gibi ben de yazılarım okundukça bundan keyif alıyorum. Ama blogum okunsun diye de blogun adresine kimsenin gözüne gözüne sokmaya niyetim yok. Zaten okumak isteyen yolunu bulup geliyor.
Read the rest of this entry »

İstanbul semaları artık Etohum’a dar geliyor. 12 Kasım Çarşamba 16:30’da Alsancak Starbucks’ta Etohum’cular buluyor. İzmir’de olup bu toplantıyı kaçırmayı asla istemem diyorsanız, siz de buyurun gidin. Ben İzmir’de bulunma tarihini değiştirdiğim için bu toplantıya iştirak edemeyeceğim. Ama yakında İzmir’e döneceğim için etohum toplantıları benim için artık İzmir’de olacak. İzmir buluşmasında ilk olarak tanışma kaynaşma olacak. İlerde olacak toplantılarda konukları da dinliyor olacağız.
22 Kasım’da ise Ankara’lı etohumcular coşacak. Hatta bir grup İstanbullu İstanbul’an Ankara’ya tren kaldırmayı bile düşünüyorlar:).
Facebook grubuna katılmak istiyorsanız buraya, e tohum hakkında detaylı bilgi edinmek istiyorsanız buraya tıklayın.
Yoğun geçen bir hafta sonundan sonra bu semineri yazma fırsatını şimdi buluyorum. Geçtiğimiz cumartesi daha önce Kadir Has Üniversitesi Cibali kampüsünde olması beklenen seminer yoğun katılım olacağının belirlenmesi üzerine yer değişikliği yaparak Şirinevler belediyesinin son derece modern ve nezih konferans salonunda düzenlendi. Binanın yeni bitmesi hasebiyle bu seminerin orada yapılan ilk seminer olduğunu da belirtmekte fayda var.
Seminer 10:30 da başladı. İlk olarak LabX‘in kurucusu, Fuat Sami girşimcilik hakkında detaylı bir sunumda yaptı. Bu sunumda “girişimci nasıl olmalı?”, “ yapılan hatalar neler?”, “Türkiye’de girişimciliğin gelişimi hangi aşamada?”, “modeller neler?” gibi sorulara cevap bulduk. Ardından Ari Laitsaari (Finlandiya Merkezli Vera Ventures Risk Sermayesi Şirketinin Genel Müdürü) Dünya’daki en son girişimcilik trendleri hakkında bazı bilgiler verdi. 92 şirket yönetiyormuş kendisi. Bu bilgileri İngilizce olarak verdiği için salonun yarısı anlamakta güçlük çekti. Ve daha aslında girişimci olmakla uzaktan yakından alakası olmayan bir grup öğrenci sertifika alabilmek için belli ki zorla orada oturuyorlardı. Bu yüzden salonda uğultu bir türlü bitmek bilmedi. Read the rest of this entry »

Uzun zamandır bir filmin galasına gitmemiştim. Hatta ben hiç galaya gitmemiştim. Her şeyin bir ilki olduğu gibi bu da benim için bir ilk oldu. Bir dost hediyesi olarak 2 kişilik gala biletini heba etmek olmaz diye düşündük ve tuttuk Nişantaşı yollarını. City’s Nişantaşı kıyıda köşede bir sokak arasında bir alışveriş merkezi. Öyle göz önünde bir yerde değil. Bu izlenime daha önce Nişantaşı’nda bulunmamış olmamın da etkisi olabilir.
20:00 kokteyl, 21:30 da film gösterimi… Erken gitmenin alemi yok haliyle. Biraz bekledik biz de. İçeri girmek için vakit gelmiş, yavaş yavaş merdivenleri çıkmaya başlamıştık. Sinemalar 6.katta olduğu için bu merdiven çıkışı hayli uzun sürdü. Neyse ki merdivenleri yürütmeyi öğrendiler de insanlar bu işkenceden kurtuldu.
6.kata geldiğimizde bir sergi bizi karşıladı. Güzhan Müstecaplıoğlu’nun fevkalade eserlerini seyre daldık. Eserleri sırayla gezerken, eser boyutundaki panoda “sinemalar üst kattadır” ibaresini görünce insanın filmi gökyüzünde izleyeceği hissiyatı depreşiyor.
Read the rest of this entry »

Web 2.0 sayesinde kurulan dostluklar arkadaşlıklar, karşılıksız paylaşımın başladığı, çıkarların göz ardı edildiği bir dönemin başlangıcı oldu. Her türlü bilgi paylaşımı ile şehrin, ülkenin ve hatta dünyanın bir ucundaki hiç görmediğiniz ama her türlü ilgisinden haberdar olduğunuz bir çok insanla tanıştık. Benim de web 2.0 deneyimlerim arasında ilk sıralarda yer alan pilli network oldu. Bu sayede hem teknoloji aşıklarıyla hem dizi severlerle hem de ev hanımlarıyla tanışma fırsatım oldu.
Read the rest of this entry »
3