
Kozmopolit bir ülkede yaşıyoruz artık. Eskiden İstanbul için söylenirdi bu söz. Ama artık ülke genelinde de bunu söylemek mümkün. Birçok dinden, dilden, ülkeden insanlarla karşılaşmak her daim mümkün. Bazen yakın çevrenizde yaşayan insanın hangi dinden olduğunu bile ayırt etmemizin mümkün olmadığı bir dönemde yaşıyoruz. Bunun ne kadar önemli olduğu kişiye göre değişir. Ama önemli olan kişilerin hürriyetlerine saygılı olabilmek.
Yukarıda lakırdısını ettiğim bu sözlerin sebebi “Başka Semtin Çocukları” filmi.Yönetmenliğini Aydın bulut’un yaptığı ve senaryosunu da Serkan Turhan ile birlikte kaleme aldığı filmin başrol oyuncuları arasında İsmail Hacıoğlu, Mehmet Ali Nuroğlu, Ertan Saban, Rıza Kocaoğlu, Eyşan Özhim ve Bülent İnal yer alıyor.
Bilge Elif Özköse ve Murat Kaya’nın daveti ile vizyona girmesinden 2 gün önce izleme fırsatı bulduğumuz bu film fazlasıyla eleştiri alacağa benziyor. Filmi öncelikle sanatsal anlamda ele alacak olursak; olumsuz eleştiri yapmak söz konusu değil. Özellikle de kamera arkasını izledikten sonra bir filmin aslında hiç de kolay çekilmediğini söyleyebiliriz. Güneş ışığı, yağmur sahneleri, savaş sahneleri vs. bunların hepsi için ayrı ayrı düzenlemeler yapılması gerekiyor. Yönetmen bu konuda oldukça başarılı bir işe imza atmış. Oyunculuk bakımından Eyşan Özhim, İsmail Hacıoğlu ve Bülent İnal bu filmde favorilerim arasında idi. Ha bir de gösterdiği üstün performansı ile Ertan Saban’ı unutmamak lazım. Read the rest of this entry »

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı… Ama her bayram ne hikmettir yağmur yağar. Çocukların en büyük sevincidir bayramda yeni ve rengarenk kıyafetler giymek. Ben henüz ilkokula başlamadan önce ablamın 23 Nisan özel kıyafetlerinden isterdim ve benim için de bir adet dikilmek zorunda kalınırdı. Kim ne derse desin bunun adı kıskançlık değil. Bunun adı çocuk olmak. Hiçbir zaman geri gelmeyecek olan çocukluk. Çocuğu olacak çağa gelince başka gözle bakar oluyor insan çocuklara. Şefkat ve onları mutlu etme duygusu ile yaklaşıyor yolda gördüğü çocuklara. İster zengin olsun ister fakir, bütün çocukların tek neşesi onları yorulana dek meşgul edecek bir oyun. Bitmez tükenmez bir enerji ile sizin yarım saat sonra üzerinizden tır geçmişçesine yorulmuş olmanız onların hiç umurunda olmaz. Ne olur bir daha sözleri size biraz daha enerji verse de bitip tükenirsiniz. Ama çocuk olmak başka şey işte.
Cankız Onur Kum sayesinde bugün blogumu şenlendirecek olan bir minik buldum. Adı Ömer Toprak. Kendisi 7 yaşında. Bu gördüğünüz sanat eseri kendisine ait. Dilerse resimde ne anlatmak istediğini bizimle burada paylaşır. Sana teşekkür ederim Ömercik. Bu resmi bizimle paylaştığın için bütün okurlarım adına da teşekkür ediyorum. Bu resimde silahlar var. Sanırım anlatmak istediğin bunların hayatımızda hiç olmaması. Dilerim hayatın hep neşe ile geçer ve çok mutlu bir ömrün olur.
Ve tabi bütün çocuklar ve çocuk kalanlar, sizin de bayramınız kutlu olsun.

Blog Ödülleri 2009 Blog yarışması için oylama süreci başladı. Ben de bu yıl nihayet katılabildim. Kişisel kategorisi arasında blogumu bulabilirseniz -ki oladukça uzun bir liste- oyunuzu bana verebilirsiniz.
Ben bu yıl oylarımı kimlere verdim? Hemen paylaşayım istedim. İşte buyrun liste;
Blog Ödülleri Listesi kategori sırasına göre yazılmıştır.
babaolmak.com
kaynamanoktasi.com
cocuklacocuk.com
burakbuyukdemir.com
alisverisblog.com
uyuyang.com (İşte bu ben oluyorum)
blog.dergibi.com
unforgiven-rs.spaces.live.com
Carluvr.com
selimtuncer.blogspot.com
www.futbolname.com
www.azbilmis.com
bobiler.org
annekedi.blogspot.com/

Çocukluğumda doyasıya oynadım saklambaç. İp atladım akşam ezanına kadar. Hatta lastik derdik biz ona. Japon, Amerikan tipleri vardı. Bu uzun boyumu küçük yaştan itibaren oynadığım oyunlara ve basketbola borçluyum. Ama hiçbir zaman beceremediğim bir şey var ki ilerde bir gün mutlaka gerçekleştirmek istediğim bir oyun. Ama ya kızımla ya oğlumla. Hep sonuçsuz kaldı. Ya yükseklere çıkamadı ya da bir elektrik direğine takıldı uçurtmam. Bugün, yazın gelişini müjdeleyen uçurtmalar takıldı gözüme. Ne anlam ifade eder bir uçurtma küçük bir çocuk için şimdi anlamaya çalışıyorum. Ama sanırım zamanı geriye döndüremediğimiz gibi küçük bir çocukken hissettiklerimize de geri dönemiyoruz. Akıl baliğ olmak herhalde bu yüzden önemli. Bir uçurtmanın peşinden koşmak bilinçsizce sadece akıldan yoksun olan çocukların yapacağı iş. Büyüdükte ne oldu? Peşinden koşmadığımız gibi uçurtma bile göremez olduk. Bir uçurtma için yazılabilecek bir senaryo bile varsa eğer, tek uçurtma delisi ben değilim diye teselli buluyorum kendime. Bugün küçük yeğenim telefonda bana “hala” dedi. Yetmedi “yerim seni yerim” dedi. Belli mi olur belki ona bir uçurtma yaparım biraz büyüsün de.
6