
Elimin yapımı üzüm salkımı..
Uzun bir maraton koşusunun ardından yolun sonuna gelmiş bulunuyorum. Uzun zaman olmuş yine yazmayalı. Mazur görün çünkü yazın rehavetinden kurtulmak istemedim. Son yazdığım yazıyı gördükçe hala sıcak havaların esintisini hissediyorum.
Ne diyordum? Maraton… Evet okul hayatımın üniversiteye kadar devam eden süreci nihayete ermek üzere. Bu dönem sonunda bir aksilik olmazsa buradan mezuniyetimi ilan ediyor olacağım. Artık aktif bir iş hayatı geçirmeyi düşünüyorum.
Hayatımın bundan sonraki kısmı, sanırım, kendi yaşam yıllarım içinde yeni bir çağ gibi algılamam gereken bir dönem olacak. Profesyonel olarak iş koşullarına ve 5-8 mesailerine alışmam ve para kazanmaya başlamam, para kazandıkça her kadın gibi mızmızlanıp evimde oturmak istiyorum demem, ancak süresiz izne ayrıldığında etekleri tutuşan, eve hapsolursam ne yaparım diye düşünmem gereken bir dönem…
İnsanın yaşı ilerledikçe yaşam standartlarının değiştiğini teorik verilerden ya da kulaktan dolma alışılagelen sözlerden değil de, bizzat iliklerine kadar hissederek anlamak, o yaşam koşulları için de hep daha iyisini istemek ve daha iyisine ulaşabilmek için daha fazla çalışmak sonra da bu kadar çabanın ne için olduğu düşüncesiyle kısa süreliğine bilinç kaybı yaşamak ancak sonrasında hızla akıp giden zamanın püsküllerine tutunup raydan çıkmamak normal yaşantı haline geliyor. İşte bu normal yaşantının içinde insanın aklında sadece bir mesele büyükçe bir yer ediyor. Sevdiklerin…
Bu kadar uzun cümle kullanmayı kendime bir borç bilmiş gibi niye hisettim ki!!! Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ını okuyorum da bu aralar ondan olabilir. Bileğine, yüreğine sağlık. Seni bu zaman kadar neden okumamışım. Ha unutmadım ben tutunabildim hem de sımsıkı…










2