Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk

Ger ben ben isem nesin sen ey yar
Ver sen sen isen neyim ben-i zâr
”  (Fuzuli)
İşte dünyanın anlamını açıklayan iki dize. Yok daha ötesi. Üstad Fuzuli bu dizleri yazarken, Mecnun’un yaşadıklarını mı yoksa kendi  hissettiklerini mi dillendirdi bilinmez ama ben her okuyuşumda kendimden geçerim.
Bir başka üstad daha var ki o da, Leyla ile Mecnun’un hikayesini Fuzuli’nin gazellerinden yola çıkarak bir roman haline getirip bizlere bu müthiş duygu fırtınasını yaşatan İskender Pala. “Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk”  adlı, 2003 yılında ilk basımını gerçekleştirmiş olduğu halde ancak 2009’un son ayında okuma fırsatı bulduğum bu kitabın, size benimle ilgili olan kısmını anlatayım önce.
Henüz eşimin de öğrenci olduğu dönemlerde, ev arkadaşımın ve onun da şimdiki eşinin edebiyat fakültesinde okuyor olmasından ötürü gazellere ve dahi zaman zaman çekimser kalarak sohbetlerini dinlediğim İskender Pala’ya bir hayranlığım vardı. Evimizde bir çok eseri olduğu halde, o dönem henüz bir roman yazmadığı için kendisi okuma fırsatı bulamamıştım. Ancak her ne kadar diğer eserlerini okumamış olsam da sık sık adı anıldığı için kendisi hakkında fazlasıyla malumatım vardı. 2003 yılında ilk romanı çıktığında, sözüm ola edebiyatçılardan daha fazla heyecanlandım nedendir bilinmez. Ancak kendi kitaplarımın pahada da yükte de ağır olmasından dolayı bir türlü fırsat bulup da alamadığım o ilk romanı, geçtiğimiz aylarda açılmış bir tezgâhta yarı fiyatına satılan kitaplar arasında görünce dayanamayıp ilk ve son romanlarından alıverdim. Aldım almasına ama heyecandan kitaba başlayamadım. Benim için oldukça değerli olan bu kitabın sayfasının dahi kıvrılmasından korktuğum için her yerde okuyamadım.
Kitaba başladıktan sonra ise bitmesin diye her gün biraz biraz okudum. Şimdiye kadar okuduğum hiçbir kitaba benzemiyor. Bir masal alemine daldım ve uzun süre çıkmak istemedim. Kitabın konusu ‘AŞK’. Aşkın getirdiği elem. Kitapta elem yazılış itibariyle L&M şeklinde yazılmış. Hem LEYLA ve MECNUN, hem  elem anlamıyla kullanılmış. Aşkın anlamını yitiren mecnun aslında aşkı bulmuş. Ama Leyla ile değil. Aşkın içinde kaybolarak. Bu konuda üstad kadar efsunlu sözlerim yok ama duygularım var.
Kitabın konusuna gelince; aslında çok da fazla anlatılmaması gereken, insanın kedisinin okuyup yorumunu da kendi iç dünyasında yapması gereken bir kitap bu. Ama yine de ufak ufak değinirsek, Akeldan adlı bilgenin sırlarını Fuzuli’ye aktarıp kendini zehirlemesiyle başlıyor. Bu sırlar öyle sırlar ki hem bilimin yolunu aydınlatıyor, hem de dünyanın en geniş hazinelerini kapısını açıyor. Fuzuli’de bu sırları şaheserine gizliyor. Roman bu sırların elde edilmeye çalışılmasını konu alıyor. Bu süreç içinde sırların saklandığı eser ise bize yaşadıklarını kendi dilinden anlatıyor. Gezdiği, tanıştığı ne kadar değerli ve değersiz insan varsa tarihte,  kimine haddini bildiriyor, kimine ise saygıda kusur etmiyor. Ama bütün bunları sadece bizimle paylaşıyor. Bütün sırlarını bize açıyor. Mecnun yerine, bu kitap, bize aşkın elemini anlatıyor, aşkın acılarını kitap çekiyor.
Konusu hakkında daha fazla şey yazmak istemiyorum. Lakin sizlere sonunu anlatırım diye korkuyorum. Meselenin aslına gelelim. Bu kadar bilgiyi taşıyor olması İskender Pala’yı biraz daha yüceltiyor. O okuduğu tarih kitaplarını o kadar güzel bir kurguyla romanında birleştirmiş ki oturup bütün tarih kitaplarını bir çırpıda okumak geçti içimden. Diğer yandan Osmanlı tarihinde yaşayan insanların bir insan olduğunu bize ağdalı diliyle-sade diyemiyorum dersem hakaret olur diye çekiniyorum- gayet açık bir şekilde göstermiş.  Her zaman, geçmişte yaşamış ve tarihe adını yazdırmış olan insanların bir süre sonra insan olduklarını unutup onları kusursuz hale getirmek ya da yerin dibine sokmak insanoğlu adeti olmuş bir kere.
Dan Brown sevdiğim bir yazardır. Şimdiye kadar çıkarmış olduğu bütün romanlarını okudum. Hatta şu an son romanı Kayıp Sembol’ü okuyorum. Bir yandan neden bizde böyle yazarlar çıkmaz ki diye hayıflanırken meğer biz okumazmışız. Kitabı okurken bir film olmasını ve kitap okumayı sevmeyen yeni nesillerin de bu hikayeyi öğrenmelerini istedim. Hem İskender Pala’nın varlığından haberleri olsun hem de Fuzuli gibi bir şairimiz olduğunu ve okunmaya değer sayfalarca gazeller olduğunu bilmeliler. Bilmeli ve okumalılar.
Sevgili L&M sana olan borcumu ödemek için bu yazıyı yazdım.
Bu şehr-i Sitanbul ki bî-misl U behâdır
Bir sengine yek-pâre Acem mülkü fedadır
”  (Nedim)

3 thoughts on “Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk

  1. Kitap, hacmi ve yazarı itibariyle bana göre beklentinin altında bir kaliteye sahip. Daha sağlam bir kurgu bekliyordum.
    Başlangıç itibariyle belli bir kalitede gidiyor ancak bir zaman sonra hikaye çok dağınıklaşıyor.

  2. Pingback: Bu kendime aferinimdir | Uyuyang

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>