BAĞIRSAKLARIMIZIN DÜNYASI

Son yıllarda tükettiğimiz her türlü gıdayı sorgular olduk. Nedeni ise oldukça açık. Vücudumuza bizim isteğimiz dışında giren her türlü biyolojik ve kimyasal etmenler. Nedir bunlar? Öncelikle daha az karmaşık olan kimyasal etmenlerle başlayalım.

Kimyasal etmenlerin vücudumuza verdiği zararlar

 

  1. Egzoz : Her türlü motorlu araçtan çıkan kimyasal salıntı bizim vücudumuza solunum ve deri yoluyla nüfus etmekte ve içten içe organları sekteye uğratmaktadır. Elbette bunun kaçış yolu daha az motorlu araç kullanımı ve şehirden köye kaçma şeklinde akla geliyor. Ancak maalesef bu artık çözüm değil. Çünkü havada da karadaki kadar kimyasal tehlike mevcut. Uçaklar !
  2. Pestisit : Tarımsal alanların bir çoğu zararlı böceklerin istilasını önlemek için ilaçlanmakta ve bu ilaç kalıntıları her türlü sebze ve meyveye bulaşmakta. Bu zararlı kimyasalların yıkanarak temizlenemeyeceğini de belirtmek gerek.
  3. Kozmetik : Evet evet! Kozmetik bu işin en tehlikeli boyutlarından biri. Kullandığımız deterjandan tutun da elimize sürdüğümüz her türlü kremin içinde adını sanını bilmediğimiz çeşitli kimyasal maddeler kullanılıyor. Deri temas ettiği her hangi bir akışkanın yaklaşık % 80 nini içine alır. Son yıllarda bu kozmetikleri evde yapmaya başlayan bireylerin sayısı artış göstermekte. Siz de deneyebilirsiniz. İnternette çok çeşitli tarifler mevcut.

 

  1. Ağır metal birikimi : Son yıllarda adını sıkça duyduğumuz detoks işi bunun için var. Ağır metallerin vücutta birikmesi ile otoimmün hastalıkların baş göstermesi işten bile değil. Ağır metal birikimini vücuttan atmanın yolları çok çeşitli. Kimi besin detoksları kimi bentonit kili ile. Sonuçta hepsi aynı sonuca ulaştırmaya çalışıyor. Ağır metallerden kurtulmak.
  2. Giyim : kullandığımız giyim eşyaları çeşitli formlarda boyanıyor , yıkanıyor kurutuluyor. Bu işlemlerin birçoğunda tehlikeli kimyasallar kullanılıyor. Ve üzgünüm ama bu kimyasallar bir yıkamada temizlenmiyor.

 

Bu 5 maddede sayılanların hepsi büyük resmin küçük bir parçası. Bütün bunların hepsi bağırsak florasını bozmak için 4 elle çalışıyor. Sonrası ise geçmeyen hastalıklar, artan kanser vakaları, adını ilk defa duyduğumuz bir dünya otoimmün hastalık. Bu kimyasal etmenler işin sadece bir kısmı. Yazının başında bahsettiğimiz bir de biyolojik kısmı var. Bu kısım epey karmaşık.

Biyolojik etmenlerin vücudumuza verdiği zararlar

 

  1. Patojenler : Henüz anne karnında alınmaya başlanan patojenler bağışıklık sitemini zayıflatıp hastalıklara ve gelişim bozukluklarına kapı aralıyor. Anne patojenlerle yüklü ise bebeğe de bu patojenler geçiyor. Peki bu patojenler neden var? Onlar da bağırsak florasının bir parçası aslında. Ama fazla üremeleri ve çoğalmaları durumunda vücut direnç gösteremiyor ve çeşitli hastalıklar ortaya çıkmaya başlıyor. Patojenlerden tamamen kurtulmak mümkün değil ama onları azaltmak mümkün. Öncelikle ciddi bir muayene sonrası bağırsak floranızda yer alan patojenlerin tespit edilmesi gerekiyor. Bunlar çeşitli olabilir. Zaten bir yerde biri varsa diğerlerinin de olması muhtemel. Candida , bağırsak solucanı, bağırsak kurdu, tenya sayılabileceklerden sadece bir kaçı. Öncelikle bunların yumurtlama dönemleri takip edilerek çoğalmaları önlenmeli ve doğru zamanda ilaç tedavisi ile vücuttan atılmalarını sağlamalıdır.

Bu işlemlerden sonra vücuda hızla probiyotik takviyesi yapılarak onların yerini yararlı olanlar ile doldurmak gerekir.

  1. Antibiyotikler : her hastalığa antibiyotik yazan kolaycı doktorlardan hemen kaçın. Antibiyotikler bağırsak florasını öldüren baş düşmandır. Çok ciddi durumlar hariç antibiyotik kullanımına sınırlama getirildiği takdirde bağırsak florası ciddi hasar almayacak ve probiyotiklere yaşama şansı verecektir. Eğer antibiyotik kullanılacaksa da 2 saat sonrasında vücuda gerekli probiyotik takviyesi yapılmalıdır. Ne mutlu ki son zamanlarda daha çok doktor probiyotikler hakkında bilgi sahibi olmaya başladı.
  2. Şeker : Son yıllarda şeker kullanımı epey arttı. Şekerin vücuda verdiği zararları bu makale içinde saymakla bitiremeyiz. Bu madde ile kısaca şekerin bağırsak florasına verdiği zarardan bahsetmek istiyorum. Parazitler patojen bakteriler şeker ve karbonhidratlarla beslenir. Dolayısıyla ne kadar çok şeker tüketirseniz vücudunuzda patojenlerin çoğalmasını o derece kolaylaştırışınız.  İlk maddeye geri dönerek işin ciddiyetini görebilirsiniz

 

Şimdilik şehir hayatında yaşayanların yapabilecekleri sınırlı gibi gözükse de  mutlaka bir ilk adım atılacak yer vardır. Bu işe probiyotiklerden başlamaya ne dersiniz ?

 

Size birkaç probiyotik gıda önerisinde bulunmadan bitirmeyelim.

İlki yoğurt , tabi içindeki maya probiyotik olmak koşuluyla evinizde kendiniz mayalayın.

Bir diğeri turşu, özellikle lahana turşusu size müthiş probiyotik destek katacaktır.

Bir başka gıda boza. Boza müthiş bir probiyotik gıda olarak karşımıza çıkmaktadır.

Tabi bütün bunları yaparken kullandığınız gıdaların pestisit kalıntılı sebze ve meyvelerden , antibiyotikli hayvanlardan elde edilmediğine emin olmak gerek. Eğer emin değilseniz de bir ucundan başlayın zamanla doğru ürüne ulaşmayı başaracaksınız.

 

Bağırsak floranız mutlu ise siz de mutlusunuzdur.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir