Çocukken kavrayamadığımız şeyler
Hiç büyümeyen bir çocuk olarak bana, çocukluğumda kavrayamadığım şeyler üzerine mim gönderen suskun, mim yazmayı sevmediğimi bildiği için kibarca bir e posta ile mime karşılık verip vermeyeceğimi sormuş. Kendisine cevaben de dediğim gibi konu hoşuma gittiği için yazmaya çalışayım bir şeyler.
Aslında oldukça zeki bir çocuk olduğum için bana ne anlatılırsa hemen kavrardım. O yüzden kavrayamadığım pek az şey var. Bukadar da megaloman olunmaz ki demeyin. Bunun her ne kadar iyi yanları da olsa kötü yanları da yok değil. Çok fazla çocuk gibi davranamıyorsunuz. Çünkü kimse çocuk muamelesi yapmıyor. Henüz ilkokula yeni başladığım yıllarda mahallenin yaşlı teyzeleriyle bile oturup muhabbet eden bir tiptim. Hal böyle olunca hiç büyümek istemiyorsunuz. Çünkü yaşayamadığınız bir çocukluk kalıyor içinizde. belki de bu en güzeli. Ama yine de yaşımın gereği anlayamadığım şeyler mutlaka vardı.
İşte onlardan biri de birbirinden uzak şehirlerdi. İstanbul’da yaşayan akrabalarımızı ziyaret etmek için trene binerdik. Ve o tren gittikçe giderdi. Bitmek bilmeyen yolları bir türlü anlayamazdım yolun sonuna geldiğimizde akrabalarımızla görüşebiliyorduk. Ve ben hep birini görmek istediğim zaman trene binmem gerektiğini düşünürdüm. Örneğin birkaç mahalle ötede oturan tanıdıklara oturmaya gidileceği zaman “yine trene mi bineceğiz?” diye sorardım anneme. Cevabını tabiî ki tahmin edersiniz.
Dedim ya zeki bir çocuktum. Kavrayamadığım başka şeyleri de düşünmeye çalıştım ama elimden bu kadarı geldi.
Şimdi aklıma gelmişken çocukluğumda yaşadığım bir başka hikaye anlatayım. Bir zamanlar Bulgaristan da gelen ticaretçiler sarmıştı her yanı. Bizim orda da her Cuma kolega pazarı açılırdı. Sonradan öğrendik ki kolega Bulgarca arkadaş demekmiş. Herkes onlar kolega derdi. Ve pazarın adı kolega pazarı oldu. Cuma günleri okuldan dönüşte cebimizde harçlıktan kalanlar olmuşsa mutlaka o pazara gidilir bir şeyler alınırdı. Onlarla birlikte gelen mikroplardan haberdar değildik o zamanlar. Ben de birkaç bir şey aldım o pazardan ara ara. Bir tane horoz almıştım kurmalı. Kurunca yem yeme hareketleri yapıyordu kendince. Oyun hamuru almıştım bir keresinde de. Ama en son aldığım 20’li pakette balonlar nerdeyse aklımı belki de hayatımı yitirmeme sebep olacaktı. Öyle bir balondu ki şişirildiğinde benim boyumda oluyordu -ben küçükken tabi-. Bir bayram arefesiydi. Akrabalar falan da gelecekti. Ben sabahtan başladım balonları şişirmeye. Yaklaşık 10 tanesini şişirmişim gerisini hayal meyal hatırlıyorum. Çünkü beyine yeteri kadar oksijen pompalanamadığı için kısa bir süreliğine hafıza kaybı yaşadım. Hatırladığım tek şey dayımın kim olduğunu anneme sorduğumdu. O günden sonra uzun bir süre balon yasaklanmıştı. Siz siz olun çocuklarınıza balonları teslim etmeyin. Nefeslerini balon şişrmekte kullanmasınlar.
Ben de bu mimi paslayayım bari de, raconu uymuş olalım. Başak, Miray ve çocuklaçocuk pasın karşılayıcıları olacaklardır umarım.
RSS 2.0 ile takip edin. Geri İzleme yapın.

30 Mart 2008 -- 22:47
Ben arabayla uzak yerlere gitmeyi genelde severdim çocukken ama tren ayrı bir eğlence olsa gerek. Balon şişirmenin böyle bir sakıncalı duruma sebebiyet verebileceğini hiç düşünmemiştim açıkcası. Dikkat etmek gerekiyor gerçekten çocukların ne ile kendilerine zarar vereceği hiç belli olmuyor. Nezaketiniz ve paylaşımınız için çok teşekkür ederim.
31 Mart 2008 -- 01:43
Uyuyang yaşayamadığını “çocukluk” için üzüldüm.Sence çocuğa çocukça mı davranmalı? Yaşıtlarından farklı ise çabuk büyütmeye mi çalışmalı? Bence balon olayında da oldukça şanslıymışsın allah seni korumuş bir hasar kalabilirdi.Bu anını yazman çok iyi olmuş en azından bizlerde çevremizdeki çocuk sahibi olan kişileri uyarırız teşekkürler.
31 Mart 2008 -- 14:53
Çocukken çocuk olamamak kötü bir şey tabii ki ama bence şöyle de bir artısı var ki yazında da belirtmişsin “Hiç büyümeyen bir çocuk olarak bana” diye. Büyüyemiyoruz… Büyüdükçe çocuk kalmak çılgınlıklar yapmak değil bence sadece, yıpranmamışlığı , saflığı, temizliği hala koruyabilmek. İki yüzlü olmadan, kendini satmadan devam edebilmek hayata.
Çocukken iç trene binmemiştim ben ve bilmiyordum işte tren nedir falan diye babam bir gün beni alıp Küçükçekmece’den Sirkeciye kadar götürmüştü trenle
O günden hatıra bir de tren jetonum var hala 
Trenlere gelince
2 Nisan 2008 -- 19:08
Bir şey soracağım yani bu sadece bende mi oluyor bilmiyorum ama sayfaya girdiğim zaman sol alt köşede http://www.uyuyang.com okunuyor yazısı asla geçmiyor. Sürekli bir yüklenme hadisesinde… Ben yukarıdan durdur a basmadığım sürece devam ediyor…
Bende mi sorun var acaba :S
2 Nisan 2008 -- 19:41
benim browserda sayfa tamamen yükleniyor. belki tam olarak sayfa içersinde yüklenmesi gereken bir özellik senin bilgisayarda yüklenemiyor olabilir. başka bir bilgisayrda denemek lazım.
3 Nisan 2008 -- 00:14
Trenler bana hep TCDD de çalışan eniştemin görevi nedeniyle gar gar dolaşan halamlara yaptığımız yolculukları hatırlatır.
Sobeyi cevapladık bizde, biraz değişti konu ama kusura bakma.
18 Nisan 2008 -- 14:24
sevgili uyuyang, bende çocukken neden mermerden tren yok diye düşünürdüm…halaaa düşünüyorum…düşündüğümü yakaladığım an içimdeki çocuğun orda olduğunu gitmediğini biliyorum…kızımın çocukken bebek görmeye gidiyoruz demem ve eve geri döndüğümüzde yere atıp kendini o bebeği neden beğenmedin almadın diye ağlamasını da bu yazıya enstantene olsun diye yazıyorum…çocuk aklı işte sanmışki ona kardeş bakmaya gidiyoruz…beğenip eve alıcaz..:)))