21-04-2010 |
uyuyang |
Kitap

Bir kitabı İstanbul’da laleler açtığında okumak hiç bu kadar manidar olmamıştı. Lalenin hikayesini, güzelim İstanbul’un her taşında hissettirebilmek, yaşatabilmek. Bu okuduğum İskender Pala’nın romanı. “Katre-i Matem”. Kitabın başında denildiğine göre adı geçen romanda anlatılan hikaye, eski bir el yazmasının modernize edilmiş hali. Yani hikayenin asıl sahibi aslında meçhul gibi görünüyor. Ancak daha sonra İskender Pala’nın yaptığı açıklamalardan öğreniyoruz ki tüm kurgu kendisine aitmiş. Bu tür bir girizgah yapmasının sebebini ise kendisi şöyle açıklıyor;
“Tarihî romanların okuyucusu bilhassa diyaloglarda tarihî cümleler veya eski tarz bir anlatım arayabilir. Bu durumda o dilin eski kelimelerini bilmeyen kitleye kendinizi kapatmanız söz konusudur. Oysa tarihimizi en ziyade öğrenmesi gerekenler, gençlerimizdir. Benim gündelik dilimi bile ağır bulan bir gençlik yaşıyor. Bu yüzden bulduğum elyazmasını yalınlaştırarak romanın dil sorununu çözmeye çalıştım.” Read the rest of this entry »
Bazen bir film dönüşü izlediğiniz filmin sahneleri içinde bulursunuz kendinizi. Hele de filmin adı “Metrodan Kaçış”(Taking of the Pelham 1 2 3) ise ve siz de eve metro ile dönmek durumundaysınız olay daha keyifli hale gelir. Filmde rehin alınan yolculardan biri gibi hissedebilirsiniz kendinizi. Filmden bahsetmeden önce metrodan bahsedelim.
Dikkat edince metro özellikle de İstanbul metrosunda her tür insanla karşılaşmak mümkün. Metro farklı bir ulaşım aracı. Her insan sınıfı bu ulaşım aracını kllanıyor. Zengin, fakir, sarhoş, genç, güzel, işçi, öğrenci, yolcu, hasta, memur, sanatçı… Her gruptan insan görmek mümkün.
İşte yine bir metro ulaşımı sırasında insanları incelemeye başladım. Bir ara karşımda oturan yeni yetme delikanlı kulağındaki müziğe sesli eşlik ettiğini farkedince utanarak elleriyle oynamaya başladı. Zira ellerindeki yaraları farketmem o zamana rastladı. Elleri muhtemelen çalıştığı iş sonucunda yara bere içinde olmuştu. Yaşı genç olmasına rağmen zengin yaşıtları gibi gezip belki de o saatte işten dönüyordu. Ancak benzer olan bir şey var. Kafasını telefonundan kaldırmıyordu. Diğer yanda koltukların yarısı boş olduğu halde ayakta yolculuk yapmayı tercih eden bir başka yolcu daha vardı. Muhtemelen yırtık terlikleri ve gencin ellerinden çok daha beter durumda olan ellerinden de anlaşılacağı gibi işten dönüyordu. Read the rest of this entry »
El Orfanato; Yetimhane
Korku filmi dedik ama The Eye kesmedi derseniz bir de bunu deneyin. Ancak ben bu filmi izlerken korkmak yerine daha farklı duygular hissettim onu belirteyim.
Filmin kısaca oyuncularını sayarsak;
Belen Rueda; Laura (anne)
Fernando Cayo; Carlos (baba)
Roger Princep; Simon (şirin mi şirin bir erkek çocuğu)
Filmde oynayan diğer oyuncular hikaye…
Bir yetimhanede büyüyen Laura Evlatlık edinilir. Aradan yıllar geçer. Carlos ile yuva kurarlar. Ancak çocuk sahibi olamadıkları için Hiv virüsü taşıyan bir çocuğu evlat edinirler. Ve Laura büyüdüğü yetimhaneyi satın alarak restore eder ve burayı küçük çaplı bir kreş haline getirir. Bu arada minik Simon’un hayali arkadaşları vardır. Annesi işlerle meşguliyetinden dolayı Simon’un bu hayali arkadaşlarıyla ilgilenemez.
Read the rest of this entry »
0