Hey Özgürlük!

özgürlük

Karmakarışık duyguların sizi esir aldığı anlar olur da hani neyi neden düşündüğünüzü bilmeden beyninizin arasında aksonlardan miyomlara uçuşan bir dalga hüküm sürer… işte öyle bir anda özgürlüğümü hatırladım. Size gümbür gümbür geleceğimi vaat etmedim belki ama kendimi öyle koşullandırdığımı söylemeden de geçemem.  Çalışma hayatına gerçek anlamda adım atmış bulunmanın sancısı içindeyim aslında. Ev değiştirmek mekan değiştirmek çok da önemli değil insan hayatında. Hele komşuluk ilişkiniz yoksa fakat her gittiğiniz yerde sevimli bir dost bırakıyorsanız ne ala. İstanbul hayal şehir. Belki 15 yıldır İstanbul’da yaşama hayalini kurduğum bu şehir şimdi içinden sessizce süzüldüğüm bir yoldan ibaret benim için. İşe başlamadan önce doyasıya gezebilmiş olsaydım belki şimdi İstanbul benim gözümdeki değerini böyle anlamsızca yitirmezdi. Gerçi iş bulabilmek de benim için büyük bir nimet. Bu konuda şikayet etiğim düşünülmesin.  Lakin bulduğum iş mesleğimle uzaktan yakından alakası olmasa da oldukça rahat ve nezih bir ortam. Özel bir şirkette call center departmanında çalışmaya başladım şu gün itibariyle de 40 günümü doldurdum. E buna koca bir Maşallah denir. Continue reading »

Az kaldı…

Bir iş aramanın ne kadar zor olduğunu geçtiğimiz 3 hafta içerisinde yaşayarak bizzat öğrendim. Nihayet bir iş buldum. Şimdi sıra evde, takip edenler için böyle habersizce gittiğim için özür dilerim. Ancak çok yakında tekrar yazılarımla geri döneceğim. Bir iş sahibi olarak. Belki işin yoğunluğunda eskisi kadar sık yazamayabilirim. Ama yine varlığımı hissettirmeye çalışacağım. Sizden duanızı eksik etmemeinizi isterim.

Stres azaltmak için köyünüze gidin

Anne tarafımdan biraz köylü sayılırız. Her ne kadar anneannem 30 yılını yalnız olarak köydeki evde geçirse de o vefat ettikten sonra benim için köy ıssız bir hale gelmeye başladı. En son ne zaman köyümüze gittiğimi bile hatırlayamıyorum şu an. Geçenlerde her nedense toprağa ayak basınca köyü hatırladım. Yaz tatilimi köyde geçirdiğim yılı hatırladım. İnsanlar yaptıkları işten aslında o kadar memnunlar ki,  şehir hayatı yaşayanların neden bir süre kaçıp dinlenmek için kırsal alanı seçmek istemelerini anlamak çok zor değil. İneklerinin sağlıkları onlar için her şeyden önemli. Kendilerinin yemedikleri bir yemeği hayvanlarına da yedirmezler. Çünkü onlar ekmek kapıları. Her gün özenle sabah erkenden kalkıp (öyle bizim gibi 7-8 değil) önce onların yattıkları yerleri temizlerler. Yalaklarının suyunu kontrol  ederler. Sırtmaça emanet edip akşam dönüş yollarını dört gözle beklerler. Bahçedeki ekinlerini her gün nerdeyse santim santim ölçüp gerektiğine zirai müdahalede bulunurlar. Onları özenle sulayıp, onlarla konuşurlar. Tarlası olanlar sabahın erken saatinde gidip çalışmaya başlar. İş onlar için gecenin bir yarısı bile bitmez. Birçok köyde henüz kalkınma olmadığı için bazı evlerde mutfak yoktur. Dışarıda avludaki çeşmenin başında bulaşıklar yıkanır. Çamaşırlar çitilenir. Çamaşır makinesi mi? Durun henüz yeni yeni edinmeye başladılar. Rahmetli anneannem sağlığında bir çamaşır makinesi göremedi. Ama ne zaman evine gitsek hiç kirli çamaşırı olmazdı. Ve her şey o kadar tertipliydi ki, 80 yaşında bir kadının bu kadar hamarat oluşuna şaşardınız. O her zaman bize sabahın erken saatinde kalkıp mis gibi kahvaltılar hazırlar, bütün gün işlerini halleder, akşam da yemekte nefis köy yemekleri çıkartırdı. Ne dede ne de babaannemi net hatırlayamadığım için eli öpülesi tek büyüğüm oydu. Allah mekanını cennet etsin.

Continue reading »