2013 Oscar Tahminleri ve Sonuçları

Sene 2013 hala mı Oscar? Evet hala Oscar.  Oscar bildiğiniz gibi Hollywood sinemasının dünyaya hükümranlığını ilan etmek için kurulmuş bir komite. Bu komite her yıl kategoriler bazında en iyi filmleri yaklaşık 1 milyon dolar değerinde “Oscar Heykelciği” dediğimiz bir ödülle şereflendirmektedir. Tabi bu filmler öyle hasılat rekorlarına bakarak, korsandan indirilme hitlerine göre değerlendirilmez. Önce aday adayları belirlenir. Bu aday adayları komite tarafından bir alt elemeye sokulur. Bu alt eleme sonucunda her kategori için beş film aday olarak belirlenir. Bazı özel durumlar için beş sınırı ihlal edilebilir.  Böylece  Oscar Gecesinin davetlileri belli olmuş olur. Ödülün önemi kadar gecenin önemi de büyüktür. Hatta ödül gecesi, kırmızı halıda yürüyüş ile o aktris ne giymiş, bu aktris ne giymiş haberleriyle büyük bir görsel şölene dönüştüğü için ödülün bir nebze önüne geçiyor da denebilir. Ödül Gecesi sonrasında ise haftalarca magazin dünyasının konusu törende giyilen kıyafetler ve bu kıyafetlerin hangi ünlü modacı tarafından tasarlandığı olmaktadır.
İlk sinema filmini izlediğimde henüz 12 yaşında idim. “Vampirle Görüşme” adlı filmin başrol oyuncuları Brad Pitt ve Tom Cruise idi. Küçük kız çocuğu rolünde de Kirsten Dunst vardı. Az evvel emin olmak için biraz araştırma yaptığımda Antonio Banderas’ın da olduğunu öğrenmiş oldum. Hayret! Hatırlamıyorum.  İşte yıl 1992, o yıldan bu yana ne zaman cebimde biraz param olsa sinemaya yatırdım. Öyle çok da param olmadı belki ama yine de sıkı bir sinema takipçisi sayılırım. O zamanlar ne Oscar ne Altın Portakal ne Altın Ayı ne Golden Globe bilmezdim. Yıllar ilerledikçe sinemaya bakış açım da değişti. Biraz eğlence biraz eleştirel bir yaklaşımla izler oldum. Ve işte bu yazının da konusu kendi gözümden Oscar Ödülleri. Sinemaseverlerin heyecanla bekledikleri Oscar Ödül Töreni’ne sayılı saatlerin kaldığını söyledikten sonra hızla adaylarımızı sıralayalım.

 

En İyi Film (Best Picture);

Lincoln  |   Silver Lininings Playbook   |   Zero Dark Thirty   |   Les Misérables   |   Life Of Pi   |   Amour   |    Django Unchained   |   Argo   |   Beasts Of The Southern Wild

lincoln silver-linings-playbook Les-MiserableZero Dark ThirtyLife-of-Pi Amour Django-Unchained Argo Beasts-Of-The-Southern-Wild

 

En iyi film kategorisinden başlayalım. Bu kategoride itiraf etmeliyim ki olmasını beklediğim bir film daha vardı. O da “The Impossible”. Eğer adaylar arasında olsaydı kesinlikle kazanmalı diyeceğim bir filmdi. Ama maalesef geriye “Argo” filmi kalıyor. “Oscar goes to Argo”. Lincoln filmi Amerikan tarihinde köleliğin kaldırılması için büyük savaş vermiş olan Abraham Lincoln’ün hayatından bir kesiti konu alıyor. Bu sebeple konu olarak Amerikalıların yüreklerini okşasa da yeterli aksiyonu beyaz perde gösterememiş diye düşünüyorum. Ancak uzun diyalogları ile bir süre akıllarda yer alacağa benziyor. Silver Linings Playbook filminin ise neden aday olduğu konusunda ciddi tereddütlerim var. Bradley Cooper’ın fevkalade bir oyunculuğu var mı? “Hayır”. E sadece Robert De Niro olduğu için de bir film sevilmez ki!  Zero Dark Thirty için yine Amerikan propagandası yorumu yapılabilir. Konusu Usame Bin Laden’in nasıl öldürüldüğü. Geçtiğimiz yıllarda eski eşine adeta çelme takarak kazandığı Oscar’la  Hurt Locker filmini hatırlatıyor. Ancak yıllar gösterdi ki artık onlar da kendi yalanlarına inanmıyorlar. Diğer yandan Bigalow’un parmağı değdiyse korkarım her şey olabilir. Les Misérables daha evvel çok da başarılı olarak tiyatrolarda boy gösterdiğinden mütevelli “ ıh ıhm, olmamış” diyerek geçiştirebileceğim bir film. Belki de müzikal filmlere pek sıcak bakmadığım için böyle düşünüyor olabilirim. Life of Pi’yi oldukça güzel bir film olarak niteleyebilirim. Ancak filmin güzel olması bir yana dolu dolu bir Oscar filmi diyemiyorum. Pi Patel’in okyanusun ortasında bir filikada beraber mahsur kaldığı kaplanla kavgası hafızalarda yerini aldı. Amour güzel bir aşk hikayesi olması dışında yaşlanıldığında hayatın ne kadar çekilmez olabileceğini 7.sanat ile gösteren bi yapıt. Filmin sonunda yaşlı esas oğlanın yine yaşlı eşini öldürmesi hakkında iki yorum var. Bu yorumlardan ilki “çok sevdiği için eşinin acı çekmesine dayanamıyor oluşu”, diğeri ise “kendisinin bu eziyete daha fazla katlanamıyor oluşu.” Gönül her ne kadar ilk seçeneğin olmasını istiyor ise de diğer seçenek pek de göz ardı edilecek bir düşünce değil. Hepsi bir yana yabancı film dalında zaten aday olmuş. Muhtemelen de Oscar’ı bu kategoride alacak. Burada ne işi var bunun?  Django Unchained filmi  bir Tarantino hayranı olmama rağmen Oscar adayı olarak değerlendirebileceğim bir film değil. Ama puanım 10 o ayrı. Quentin’e kıyağımdır. Film zencilerin köleliğinin henüz resmen kaldırılmamış olduğu dönemlerde geçiyor. Kelle avcılığına soyunmuş bir doktor ile beraberinde kölesi ama aynı zamanda arkadaş olarak peşine taktığı bir zencinin karısını bulma hikayesini anlatıyor.  Vahşi batı deyince akla illaki bidon bidon kan gelir. Quentin’de bu kurala uymuş ve kan revan içinde bir film çekmiş. Beasts Of The Southern Wild filmi diğer filmlerden ayrı bir kategoride sınıflandırılacak bir yapım. Toplumun varoş bile denilemeyecek, toplumdan izole edilmiş ve tehlike oluşturan bir alanda yaşamak için ısrarla direten bir grup insanın yaşamı ele almış. İlginç bir ruh haline sürüklediği kesin. Normalde aday olarak gösterilecek bir film olarak görmüyorum. Ama bu Oscar komitesinin sağı solu belli olmaz. Keyifle izlediğim bir filmdi.

 Kazanan : ARGO

Continue reading »

80. Oscar Adayları: Michael Clayton

Michael ClaytonOscar filmlerine Michael Clayton ile devam ediyoruz. Yakın zamanda Damages’i izlediğim için filme biraz aşina idim. Yine haksız yere kazanılmaya çalışılan bir dava. Fakat bu davada işi başarmaya çalışan bir avukat değil, bir aracı. Yıllarca avukatlık şirketinde çalışmış fakat ne gerçek bir avukat ne de bir savcı olabilmiş. Her fırsatta kendini ön plana çıkarmaya çalışan ancak bir çok sefer başarısızlığa uğrayan Michael Clayton turnayı en sonunda gözünden vurmayı başarıyor. Bir ilaç firması (ya da zirai ilaç firması diyelim) ürünlerinde kanserojen madde bulundurduklarını örtbas etmeye çalışıyor. Adamımız Michael Clayton bu davada öncelikle içine düştüğü bataktan kendini kurtarabilmek için en yakın dostunun ölümünün bir intihar olmadığını bile bile intihar süsü verilmiş olmasına göz yumarak sessizliğini bozmuyor. Ancak daha sonra ortaya çıkan gelişmelerle Arthur’un aslında oldukça önemli bilgiler keşfetmiş olduğunu öğreniyor. Bu sefer kendi peşine düşüldüğünü fark edince işin boyutu değişiyor. Bundan sonrası izlemeyenler için merak konusu olsun.

Filmde George Clooney, Michael Clayton rolü ile karşımıza çıkıyor. Oldukça naif bir yüzü var bu adamın. Çok başarılı bir oyunculuğu var. Yani en iyi erkek oyuncu adayı olmayı hak ediyor. Ocean serisinden farklı bir filmde oynadığını görmek güzel oldu.

Tilda Swinton filmde zirai ilaç firmasının baş danışmanı rolünde. Kendi yaptığı pislikleri temizlemeye uğraşıyor. Karakteri gereği biraz hasta ruhlu. Ve bunu çok iyi başarmış. Giyeceği çorabı bile önceden yatağa düzgünce serip sonra giyen cinsten. Aslında keskin hatları olmasına rağmen mimiklerini oldukça iyi kullanmış.

Tom Wilkinson, Arthur rolüyle karşımıza çıkıyor. Ölümüne kadar filme sevimli bir hava vermiş. Yılların oyuncusu olduğunu tecrübesiyle ve oyunculuğuyla bize gösteriyor. Bir an bana Lost dizisindeki doktor Arntz’ı hatırlattı. Ve Hugo’nun müthiş repliğini “ hey dude you have some Arntz”.

Kısaca film bütün adaylıklarını sonuna kadar hak ediyor.  Polisiye film severlerin kaçırmaması gereken bir film.

Oscar’a aday olduğu dallar şöyle:

En iyi film,
En iyi erkek oyuncu,
En iyi yönetmen,
En iyi özgün senaryo,
En iyi yardımcı kadın,
En iyi yardımcı erkek oyuncu,
En iyi özgün müzik.

En yardımcı kadın rolüyle Tilda Swinton Oscar’ı aldı.

Filmin diğer adaylıkları ve aldığı ödüller için imdb resmi sitesini ziyaret edebilirsiniz.

80. Oscar Adayları: Atonement (Kefaret)

AtonementHer yıl Oscar ödülleri dağıtılmadan önce mutlaka en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi kadın ve erkek oyuncuların aday olduğu filmleri izlerdim. Bu yıl biraz geriden takip ediyorum galiba. Henüz izlemeye yeni başladım. İlk olarak Atonement (Türkçe ismi Kefaret) ile başladım. Film İngiliz İngilizcesi ile konuşan oyunculardan müteşekkil olduğu için beni ilk başlarda pek çekmedi. Filmin ortalarına doğru  İngiliz Fransız savaşını konu aldığı ortaya çıkınca daha da soğudum. Ama başladığım bir filmi yarım bırakamamak gibi bir huyum olduğu için mecburen devam ettim. İyi ki de etmişim. Filmin sonuna doğru uzun zamandır güzel bir son izlemediğimi anladım. En azından  sonu itibari ile beni tatmin etti.
Filmin konusu şöyle..
Henüz 11 yaşlarında cinselliğin ne olduğunu anlamayan küçük bir kızın yanlışlıkla şahit olduğu bazı şeyleri yanlış değerlendirmesi ve yanlış kişi hakkında suçlamada bulunması üzerine, o kişinin yargılanması, cezalandırılması ve bu kişinin de ablasının sevdiği kişi olması dolayısıyla bir ailenin çöküşünü konu alıyor. Yaptığı hatayı anlıyor fakat düzeltme şansı olmadığını biraz geç fark ediyor. Bu hatanın düzelmesi ilginç bir şekilde bir sanat eseri ile filmin sonunda açıklanıyor. Film bazı geri dönüşlerle hareket kazanmış. İzleyiciyi sıkmayan bir anlatım ve kurgu var. Tabi ortada güzel de bir aşk hikayesi var. Romantizmi sevenler mutlaka izlemeli.

Filmin oyuncuları arasında -kendisinin ounculuğunu sevdiğim- Keira Knightley kahramanın ablası olarak karşımıza çıkıyor. Yanlış hüküm giyen ise James McAvoy oluyor. Filmin başrolünde aynı kişiyi canlandıran 3 farklı kişi var. Kahramanımız büyüdükçe oyuncular da değişiyor.

Film çok satanlar listesinde yer alan Ian McEwan’ın aynı adlı romanından uyarlanmış.

Filmin aday olduğu 7 dal:
En iyi film,
En iyi uyarlama senaryo,
En iyi yardımcı kadın oyuncu,
En iyi görüntü yönetmeni,
En iyi sanat yönetmeni,
En iyi kostüm,
En iyi özgün müzik.

Bunlardan sadece  en iyi özgün müzik dalında Dario Marianelli’ye Oscar getirdi. Henüz diğer adayları izlemediğim için şimdilik bu konuda söz sahibi değilim. Diğerlerini izledikten sonra genel bir görüş belirtirim.

Ayrıca 2008 Altın küre ödülünü en iyi film(dram) kategorisinde ve en iyi özgün müzik kategorisinde sahiplenmişti.

Filmin diğer adaylıkları ve aldığı ödüller için imdb resmi sitesini ziyaret edebilirsiniz.

NTV’de çeviri mekanizması

oscar.jpgBundan sonra kendime bir görev belirliyorum. Yanlış yazımlara ya da yanlış olduğunu düşündüğüm çevirilere ve Türkçe’yi yozlaştırmak adına yazılanlara karşıyım. Siz de bu görevde benim de katkım olsum derseniz, blogunuzda kategoriler altında “yakaladıklarım” başlığı açabilirsiniz.

Ve ilk kurban NTV.  Kim yapıyor kardeşim sitedeki çevirileri, ortaokulda ingilizceyi yeni öğrenen biri mi?

Sitede Oscar Ödül Töreni hakkında detaylı bilgiye yer vermişler. Bazı şeylerin de orjinaline dokunamayalım demişler herhalde ki, hani o meşhur ” oscar goes to…” diye başlıyan girizgah aynen şöyle çevrilmiş: “ve oscar gidiyor….”

Nereye gidiyor?

Halbuki güzel Türkçemizde bunu söylemenin daha güzel yolları var. örneğin: “ve oscarın sahibi…..”, “oscarı alan…..”, diye.

Not: Bir kelime çevrilecekse adam gibi, çevrilmeyecekse orjinali orijinali ile kalmalı…Benim de bir hatamı görürseniz çekinmeden vurun yüzüme  : )