Gaziantep sana alışamadım ama içindekilere çok…
Hani içinizi kıyım kıyım yapan anlar olur. Bir sübyanın babasının arkasından gözyaşı döktüğü an ya da bir çiftçinin bütün ekinlerini sele teslim ettiği anda gözünden dökülen bir damla yaş…Bir ananın biricik oğlunu askerde şehit ettikten sana “bin evladım olsa hepsi sana feda olsun canım vatanım” diye haykırdığı an… küçük bir çocuğun kendisi gibi küçük bir kediyle elindeki lokmayı paylaştığı an… bir aşk filminde sevgililerin badirelerden sonra kavuşma anı… Ya da içli içli çalan bir neyzen…
Bahar ayının yaza geçiş döneminde ben hep aşık olurum. Bazen eşime, bazen dostuma, bazen evime, bazen de bir
şarkıya… “Aşk her daim ölümsüzdür.” İşte bu şarkıyı yeniden dinlediğimde bu yıl ki aşkımı tazelemediğimi fark ettim. Öyle çok duygusal görünmem etrafımdakilere. Ama o kadar ki
bütün bu yukarda saydıklarım benim için bir aşk vesilesi olacak kadar duygusalım. Dedim ya bir taşınma bir ayrılık arifesindeyim. Bu sebeple aslında buradaki dostlarımla yaşadığım aşkı hatırladım. Zamanın ne kadar hızlı geçtiğini insan yaşı ilerledikçe daha iyi anlıyor. Ne mutlu bana ki arkamda beni seven insanlar bırakıyorum. Beni hatırlayacak insanlar. Ben de onları hatırlayacağım elbette ki, ama geçen zaman içinde hayatın karmaşası içinde unutulmasa da hatırlaması biraz güçleşiyor. Ben de onlardan bir hatıra almaya karar verdim bu vesileyle. Bu hatıralar öyle pahada ağır şeyler değil. Onların evine gidip bir veda sonrasında evlerinden bir şey alıp çıktım. 2 dostumdan birer çift terlik(ev terliği ş
ıkır şıkır) birinden hastayım sırtıma koymak için bir havlu istedim ve o havlu benimle beraber evime geldi usulca. Bir başkasından bir şamdan aldım ama kızının yaptığı şamdan. Hazır kalıbı boyamak vasıtası ile yapılmış bir şamdan. Evlerine gidemediğim bir grup arkadaşlarım da ben ne kadar kızsam da toplanıp bana bir hediye almışlar. Aslınd
a kızdım ama bir taraftan da benden habersiz nasıl organize olabildiklerine şaşırdım. Hemen hiçbir şey gözümden kaçmaz. Yine hepsini sevgiyle anıp kahvemi yudumlarken hepsinin ismini kalbimden geçireceğim. Bana yedirdikleri acı dürümleri de unutmayacağım tabii. Ama o nefis patlıcan dolmaları da gel beni ye diyor hani. Bir kişi kaldı gidemediğim önümüzde hafta içinde onunda evinden usul usul bir şeyler çantama girecek(tabi ki haberleri var siz beni hırsız mı sandınız?)
Dedim ya aşk! Aşk o kadar kuvvetli bir duygu ki sizi 9 ay karnında taşıyan annenizi, her istediğinizde harçlığınızı cebinize sıkıştıran babanızı, yıllarca yaşadığınız evinizi yattığınız yatağı bir saniyede aklınızdan siler(not permanently). Kalbiniz aklınızdan başka sesler fısıldar size. Ve hiçbir gerçek size aşkınızdan daha yakın değildir. Gerçek aşkın tanımını yapmak zordur ama yine de birkaç şey söylenebilir bunun ardından. Aslında aşık olmak içmeden sarhoş olmaktır. Dudağınızdaki belli belirsiz gülümsemenin hiç önemi olmamasıdır bir toplantının ortasında bile olsanız. Ya da ulu orta yerde bağıra bağıra şarkı söylemek gibidir aşk. Ya da acısını bütün hücrelerinizle hissettiğiniz bir dikendir aşk. Ama aşk mecazi aşkın hakiki aşka inkılabıdır son haddinde.
Dedim ya yine bir ayrılık…
Yaklaşık 8 ay süren Gaziantep seferim burada son buluyor. Sandığımın aksine sakin sesiz bir hayat süremedim. Ama bundan o kadar memnun kaldım ki hayatımın her anında burada yaşadığım dostlukları unutacağımı sanmıyorum. Eşimin askerliğini öğretmen olarak yapması Gaziantep ilini görmemize sebep oldu. Ve askerliğin bitmesi ile yavaş yavaş İstanbul’a dönüş yolculuğu hazırlıkları başladı. Kitap kolilerini mümkün olduğu kadar açmamaya çalışsak da kitap bunlar illa ki birini aramak için bir çok koliyi açmak zorunda kaldık. Eh bunları yeniden kolilemek biraz sıkıcı.
Hayatımın her evresinde batıda yaşadım. İlk defa ülkemizin doğu illerinden birinde yaşama fırsatı buldum. Tabi güneydoğu da olsa bizim için bu taraflar hep doğu idi. Geldiğimde ilk olarak barsak enfeksiyonları ile maceraya başlasam da sonradan burada ki çeşme suyunun tifo ve dizanteri mikrobu taşıyabileceğini öğrenmiş oldum. Ve daha önce bahsettiğim su macerasını yaşamış oldum. Gaziantep halkı genel olarak yerlisinden oluşuyor. Ve dillerini anlayabilmek için ise bir süre ihtisas yapmak gerekiyor. Ben henüz çözebilmiş değilim. Ama o kadar güzel konuşuyorlar ki onları dinlemek bile mest ediyor. Farklı şiveler her zaman dikkatimi çekmiştir. İzmir’e ilk gittiğimde de ege yöresinin şivesi ile bir süre hemhal olmuştum. Antep hem tarihimizde hem turizmimizde önemli yer tutuyor. Zaten adı da Gaziantep ya…
Yazı biraz daldan dala oldu. Lakin aşkım tecelli etti…
RSS 2.0 ile takip edin. Geri İzleme yapın.

4 Mayıs 2008 -- 17:32
Bence ülkemizin hemen hemen her karışı bu sevgiye ve hayrana layık. Kültürüyle ve görsel güzellikleriyle eşsiz bir vatanımız var bence.
4 Mayıs 2008 -- 19:56
Ben bu blogun bir yerlerinde demiştim Antep başkadır diye
Selçuk Hocama da hayırlı teskereler dileyeyim buradan. Şimdi dönüp Rss konunu tekrar okuyacağım. Acaba kullanmayı başarabilir miyim onu bilmiyorum. Deneyeyim…
4 Mayıs 2008 -- 20:14
Evet çok kolay kullanmak. hatta alıştıktan sonra bırakması çok zor
5 Mayıs 2008 -- 08:40
ah Uyuyang. yeni taşınmış biri olarak çok dokundu bu yazın. Arkadaşlarımı çok özlüyorum.
6 Mayıs 2008 -- 19:34
ah uyuyang’cimm…bu benim 20 yaşıma kadar 2 yılda bir yaşadığım hüzün:((garip ve tarifi zor bir hüzün..yaşamım anılarla doppdolu..yeni evinde de bu kadar güzel dostluklar kurman dileği ile…
7 Mayıs 2008 -- 21:38
Tekrar bekleriz, her zaman bekleriz