Güneşin Oğlu galadan Notlar



Uzun zamandır bir filmin galasına gitmemiştim. Hatta ben hiç galaya gitmemiştim. Her şeyin bir ilki olduğu gibi bu da benim için bir ilk oldu. Bir dost hediyesi olarak 2 kişilik gala biletini heba etmek olmaz diye düşündük ve tuttuk Nişantaşı yollarını.  City’s Nişantaşı kıyıda köşede bir sokak arasında bir alışveriş merkezi.  Öyle göz önünde bir yerde değil. Bu izlenime daha önce Nişantaşı’nda bulunmamış olmamın da etkisi olabilir.

20:00 kokteyl, 21:30 da film gösterimi… Erken gitmenin alemi yok haliyle. Biraz bekledik biz de. İçeri girmek için vakit gelmiş, yavaş yavaş merdivenleri çıkmaya başlamıştık. Sinemalar 6.katta olduğu için bu merdiven çıkışı hayli uzun sürdü. Neyse ki merdivenleri yürütmeyi öğrendiler de insanlar bu işkenceden kurtuldu.
6.kata geldiğimizde bir sergi bizi karşıladı. Güzhan Müstecaplıoğlu’nun fevkalade eserlerini seyre daldık.  Eserleri sırayla gezerken, eser boyutundaki panoda “sinemalar üst kattadır” ibaresini görünce insanın filmi gökyüzünde izleyeceği hissiyatı  depreşiyor.

Kırmızı halıda yürümek nasılmış bunu öğrenme şansına eriştik. Ancak halının başında konuşlanmış bir grup karşılama komitesi bize ismimizi yazdırmamız gerektiğini söyledi. Davetiyemizi gösterdik.” İsme gerek yok buyurun”  dediler ve uzun süre anlamını çözemediğimiz 9 numaralı 2 küçük kartı elimize tutuşturdular. Biz merdivenleri çıkmaya başlarken patlayan flaşların olduğu yöne doğru başımızı çevirdiğimizde Haluk Bilginer’in kafasını gördüm lakin kendisini o kadar kalabalığın arasında görmek mümkün değildi. Son derece kalabalık olan salonun ortalarına doğru ilerlemeye çalıştık. Herkes elinde laf olsun diye bir bardak taşıyor gibi bir kalabalığın içinde bulduk kendimizi. O kalabalığın arasında beyaz şık bi elbise içinde biri takıldı gözüme. Dikkatli bakınca kim olduğunu hatırladım. “Arzu Oş” hani şu ekmek Teknesi Dizisinin Sonnur’u. Elbisesi güzel olmasına güzel ama  a kızım bir küçük bedenini alsaydın da gece boyunca düşecek korkusuyla elbiseni yukarı çekiştirip durmasaydın.

Daha sonra gözüme ilişen ünlüler arasında Avrupa Yakası’nın  Fatoş’u, Şenay Gürler, Aliye dizisi’nin Refiye’si, Ayla Algan da vardı.

Sonrasında filmin başlamasına yakın elimizde ki 9 numarasını anlamlandırmaya çalışıyorduk ki yanımızdan geçenlerin konuşmasına kulak misafiri olunca salonların 7 ile sınırlı olduğunu öğrendik. Elimizdeki 9 değil 6 olduğunu anladık. 6 numaralı salonda beklemeye başladık. Buaraya kadar olana kısımda aslında anlatılacak bir sürü hikaye var ama ben sizi detaylarla sıkmak istemiyorum. Sadece duyduğum bir dedikoduyu aktarayım. Doğan Grubu 800 kişiyi işten çıkarmış kriz sebebiyle.

Filme gelince… Filmin başrol oyuncusu Haluk Bilginer değildi benim için. Kiralık katil rolüyle Bülent Emin Yarar başrolü hak eder nitelikte bir oyunculuk sergilemişti. Haluk Bilginer evet seviyorum ama hani sanki İsmi İle başrolmüş gibi gösterilmiş izlenimine kapılmamak elde değil. Özgü Namal ise bir zamanlar sevdiğim ama artık her yerde görmekten cılkının çıktığını düşündüğüm bir oyuncu oldu benim için. Diyorum ki bu kadar oyuncu arasından yenilerini keşfetme duygusu mu köreldi bu yönetmenlerin. Bakıyorum Filmlere sanki hep aynı cast. Değişim lazım. Ayrıca Özgü Namal çok iyi rol yapamıyor. Sadece kendini çok iyi oynuyor. Duraksayan hareketleri beni daha da fazla sinirlendiriyor. Film’de oyunculuğu beğendiğim bir başka aktör de “Burak” rolüyle Tansu Biçer oldu. Yiğidi öldür hakkını yeme. Mimikleri ile harika bir oyunculuk sergilemiş.
Gelelim filme… Filmin başında yazan” tamamen gerçeklere dayanmaktadır”  ibaresi insanları filme bağlayan bir etken olmuş. Yoksa bu filmin gerçekliğine kimse inanmaz. Gerçi ben o ibareye rağmen inanmıyorum ya neyse.  Ama bunu gerçeklerle uzaktan yakından alakası yoktur şeklinde deseler daha çok dikkat çekerdi.
Filmin kısaca konusu şöyle; güneş tutulması sırasında güneşin oğlu olarak bilinen kişilerin ruhları serbest kalıyor. Ve yakınlarında ölen kişilerin bedenlerinin içine girebiliyorlar. Güneşin oğlu kim peki? Bir önceki güneş tutulması sırasında doğan bebekler.

Filmin sonunda bir basın kiti dağıtılıyordu. Gayrı ihtiyarı elim uzandı ve “basın mısınız” sorusuyla kendime geldim. Yavaşça uzanan elimi geri çektim. Filmin bitmesiyle kendimizi dışarı attık. Eve nasıl döneriz sorusuyla baş başa kaldık. Bana galadan hatıra kalan bir mikrop oldu. Kimse o mikrobu taşıyan söyleyin mikrobu ben de kaldı. Fena halde gribim….
Filmin orijinal sitesi için buraya,
Gala çekimleri için buraya,
Filmin aldığı puanı görmek için buraya tıklayınız.



Bu yazıyı paylaş
Paylaş

One Reply to “Güneşin Oğlu galadan Notlar”

  1. Filmin konusu baya bir enteresan geldi bana fakat “cast” konusunda dediğine katılmamak elde değil… Yani senaryoda genç bir kız rolü varsa bu sadece Özgü Namal olmamalı. Çok iyi oynuyor olabilir -ben oyunculuğu pek eleştiremem gözüme gözüme batmadıkça kötü diyemem ne yazık ki- fakat yani en basitinden 3 filmi ele alalım Organize işler, Polis, O.. Çocukları. En iyi ortak noktaları ne? Üçü de bana göre güzel ve başarılı filmlerdi. Ayrıca üçünde de Özgü Namal öğrenciydi en basitinden. Bana aynı geliyor bunlar. Şimdi bu filmdeki rolü nedir ne iş yapar bilmiyorum ama dördüncü filmde de görmek saçma bence…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir