Kadınlar ve Erkekler Blog Camiasında Neler Yapıyor?
7
Blogları gezmek benim için oldukça keyifli bir iş. Bazen gördüğüm bir blogu tasarımın beğenmediysem hiç şans tanımadan acımasızca kapatıyorum. Bazen de küçük bir şans verip bir yazsını okuyorum. Eğer kayda değer bir şeyler varsa bir ikinci yazının okunulmasını hak ediyor. Benim için kayda değer olmayan bir başkası için mutlaka bir şeyler ifade ediyor olabilir.
Özellikle bayanların bloglarını incelerken daha hızlı yapıyorum bu işi. Neden mi? Basit. Özellikle yeni ergenlikten kurtulmuş aşk acısı çeken ya da aşkının baharında olanlar daha çabuk eleniyor. Sanki hepsi sözleşmişçesine karamsar bir kadın fotoğrafı koyup yazılarını bunlarla ilginç hale getiriyorlar. Ama ne yazık ki bu fotoğraflar sitenizin daha çok okunmasına sebep olmuyor. Aksine aynı şekilde düzinelerce blog olduğundan sizinki de onlarla birlikte rafa kalkıyor. Aslında yazılar geliştirebilir, güzel yazılar. Ancak aynı ruh hali bütün yazılara yansıyınca can sıkıcı olabiliyor. Sürekli bir kaos yaşanıyor olmalı ki hayatlarında umuda dair bir belirti bir iz yok.
Siz gençsiniz. Canlı olun biraz, hayatta sadece aşk yok. Sizin yaşınız bir daha gelmeyecek geri. Keşke bu çağımda yazabilecek kapasitem varken kendimi boşa harcamasaydım bu salak(aşık olunan ve yüz bulunamayan zat olabilir) yüzünden dememek için kolları sıvayın ve biraz edebi değeri olan yazılar yazmaya çalışın. Her şeyin başı okumaktan geçer tabi. Okumuyorsanız yazmanız da bir müddet sonra kısır döngü haline gelebilir. Farklı şeyler ufkunuzu açar. Okuyun, özümseyin, kendi fikrinizi katın, ve güzel bir yazı döşeyin blogunuza. Sevgili bayanlar size söylüyorum. Feminist bir değilim, ama bayanların da güzel şeyler ortaya çıkardığını biliyorum. Bu konuda biraz süsü makyajı bırakında başarının peşinden koşun.
Erkeklerin bloglarında ise genellikle teknoloji ve internetin ağırlıklı olduğunu söylemek mümkün. Ancak çok okunan bloglar arasında özellikle eğlence ve mizah siteleri de erkeklerin elinden çıkıyor. Bunlardan bir kısmı özgün içerik oluşturma çabası içindeler. Ki ben asıl blogger’ların bunlar olması gerektiğini düşünüyorum. Zamanla çok iyi sitelerin yapımında katkıda bulunacaklar ya da bizzat kendileri yaptıkları projelerle başarılarını ortaya koyacaklardır.
İşin bir diğer tarafı da özgün içerik oluşturmayan kopyala yapıştırcı kesim. Bunlardan olsa olsa iyi bilboard elemanları olur. Onlar da sürekli aynı şeyi yapıyor değil mi? Fotokopi yap, panoya as. Sadece bununla iş kalsa o da iyi. Bir de altına utanmadan bunu yazarken şunları şunları baz aldım diye ahkam kesiyorlar. Ya sen ne yazdın ki baz alma kabiliyetin olsun. Bu söylediklerim tusul, oyyla vb. gibi siteler değil. Yanlış anlaşılma olmasın.
Herkesin okuması gerekmez sizi okuyanlar sizden keyif alsın yeter. Yazılarınızı yazarken özellikle buna dikkat etmeniz ve yazdıktan sonra tekrar tekrar okuyup incelemeniz sonrasında yayına almanız kanımca daha iyi yerlere gelmenizde ve zamanla okuyucu kitlenizin artmasında işe yarayacaktır.
Ve son olarak bir süre önce gelen “bir blog servisi nasıl olmalı?” konulu mim bir süre sonra yapılacak olan inceleme ve araştırma sonucu gündeme getirilecektir. Dikkatinize.








Evet evet ben kendi blogumun yorumunu istiyorum şahsınızdan uyuyang :p Evet istiyorum ben bunu
Mümkün müdür :p
Bu arada yukarıda bencilce yazdığımı farkettim heyecandan kusura bakma… Senin yazılarını seviyorum sıkmadan etliye sütlüye karışmadan bildiklerini aktarıyorsun. Öyle bloglarla karşılaşıyorum ki ben de gif deryası… Kımıl kımıl şıkır şıkır fenalık basıyor. Tabi bunlar yine bayanların yorumları. Bir de düzensiz blogları sevmiyorum. Mesela bunu okuyan şunu da okudu gibi vb. Tonlarca örnek verebilirim. Kendi yapmadığı şeyi kendi yapmış gibi sahiplenenlere hiç girmiyorum… Beyn var bir de onu seviyorum.
Bir şeyleri yazmak değil bence marifet. Bir kitap düşün dünyanın en harikulade kitabı olsun ama baskısı sayfa rengi harfleri puntolar kötü… Okuyamam ben. Sonuçta ben oturup uzun bir süre bakıcam ona…
Blogda da aynı mantık var bence… Baktığın zaman gözlerini yormaması lazım. Kafanı dingin tutması lazım.
Bu sebepten senin tasarımını seviyorum.
Mesela ben kendi sayfamın tasarımında çok zorlandım başta. Sebebi de şuydu benim sayfamın orta sütün denilen ana sütunu fluid seçenekli ve benim monitörüm geniş ve büyük bir ekran olduğu için bana göre her şey düzenli geliyordu ve üstteki header denilen zımbırtıyı tam ortaya ayarlıyordum photoshop ta…
15″ bir monitörde baktığım zaman inanılmaz rezalet bir görüntü gördüm. Şimdi en sola dayıyorum headerı… İlk bvaşlarda bana rahatsız edici gelse de şunu düşündüm “evet bu blogu ben kendim için yazıyorum ama sonuçta birileride gelip bakıyor, okuyor. Bu açıdan onları düşünmek daha önemli” dedim. Şu an rahatsızlık vermiyor kısaca…
Uzun yazdım…
Evet evet çok uzun yazdım
Teşekkür ederim miray. Yorumlarınla her zaman beni neşelendiriyorsun. Sen artık bu blogun bir parçası oldun. Bir yazıda yorumunu görmezsen üzülüyorum inan ki…
Bir de bu yazıyı yazarken aklımdan geçiyordu. 10marifet yazarlarının çoğunun kendine ait bir sitesi var. neden bunları kendi sitemde tanıtmıyorum diye sordum kendime. Cevap da verdim. ‘Evet’ tanıtayım. Her birinizin sitesini mümkün olduğunca ayrıntılı inceleyip tanıtmaya çalışacağım.
artık cv me bile hobi olarak blog yazmak ve okumak diye bilecek bir kıvama gelmişken senin bu yazını okumak çok hoş oldu… Aslında ben de hergün düzenli olarak yeni bloglar keşfetmeye çalışıyorum.Bu yazını okuduğumda vay be düşüncelerim dile gelmiş dedim ve çok mutlu oldum
ehee nasıl bağlasam ki bunu da seninle paylaşmak istedim…
cv olayına güldüm biraz
Ne demişler tencere yuvarlanır kapağını bulur. Bu konuda bilinçli bayan bloggerlar diye örgütlenmek de olası.
Uyuyang çok keyifli bir yazı olmuş, aşk acısı çeken gençlerle igili yorumların çok hoş olmuş. Bizde dayanamıyoruz. copy -paste durumları da aynı keza.
en önemlisi özgün içerik olması,yazı yazarken kafayı yormak sanırım ve senin yazıların öyle arkadaşım.
Uyuyang dizelerin çok ama çok güzeldi sadece bir tek konuda fikrine katılamayacağım.Yaşları kaç olursa olsun aşk acısı ile kıvranan bir çok insana saygım sonsuz.Kimi insan vardır bu tür duyguları hafif atlatır kimi insan vardır içi acıdığında yaşamla arasına set gerer.Yani bir nevi bağımlılık hastaları gibidirler.Günümüzdede bağımlılık aşamasından kurtulabilen de var kurtulamayan da başka bir deyişle; psikolojik tedaviye cevap veren de var canına kıyanda.Uzun lafın kısası:karakter kişilik meselesidir bu aslında ve beş parmağın bir olmadığı gibidir insan denen varlıklar.Düşünce kapasitesinin okumayla da açılmadığını görüp yaşıyoruz çevremizde……keşke okumanın insanı insan ettiği görüşünde olabilseydim.SEVGİLER