“Bones” Kemiklerin Anlattıkları!

bonesBu yaza damgasını vuran dizi benim için Bones dizisi oldu. Dizinin, bilimsel olarak kanıtlanabilir verilerden müteşekkil bir konusu olması, müspet ilim öğrenen biri olarak benim ilgimi çekmeyi başardı.

Hemen karakterlerden bahsedelim. Öncelikle Dr. Temperance Brennan;   nam-ı diğer “Bones” rolüyle Emily Deschanel dizinin başrol oyuncusu olarak karşımıza çıkıyor. Daha önce bahsettiğim My Sister’s Keeper  filminde de kısa bir süre doktor rolüyle ekranda gözüküyor. Hemen beraberinde ortağı olarak Special Agnet Seeley Booth rolüyle David Boreanaz karşımıza çıkıyor. Bu iki ortak birbiriyle fevkalade uyumlu bir şekilde, en çözülmez olayları bile açıklığa kavuşturuyorlar. Ancak o kadar uyumlu olmalarının sebebi birbirlerine karşı besledikleri gizli hisler. Bu hisleri bir türlü gün yüzüne çıkaramıyorlar, o ayrı. Bu anlatılanlarla diğer polisiye dizilerden pek de farklı görünmüyor. Ancak bir kadından beklenmeyecek kadar ruhsuz, duygusuz bir karakter eğer başrol oynuyorsa dizi biraz daha ilginç hale geliyor. Herhangi bir olağanüstü, fizik ötesi varlığa inanmayan Bones bu noktada sürekli Booth ile kapışma halinde. Booth ise dindar olması sebebiyle zaman zaman düşüncelerinden dolayı Bones’a kızsa da kalbinin derinliklerinde duyduğu sevgi yüzünden onu her zaman affediyor. Continue reading »

“How I Met Your Mother”

Takip ettiğim birkaç dizi var. Ancak bunlardan biri beni tamamıyle içine alıyor ve diziyi kamera arkasından değil setin içinde yaşıyorum. Sebebini kendime göre şöyle açıklayabiliyorum; Bu dizi bir aşk masalı ve masalları herkes sever. Oyunculukların içten ve doğal olması belki de beni bu kadar içine çeken.

Hani ilk önce ben gördüm der küçükken çocuklar gördükleri alelade bir olay hakkında ve bu ilk görmüşlükleri ile hava atarlar arkadaşlarına. Bu dizi başladığından beri takip ediyorum. Hatta Çarşamba akşamları üniversite yıllarında arkadaşlarla bir plan varsa ben bu dizi için o plana eşilk edemiyordum. Yani siz düşünün gerisini. Daha sonra dizi birçok kişi tarafından takip edilmeye başlayınca diziyi kıskanmaya başladım. O benimdi, bana aitti. Diziyi kimse ile paylaşmak istemiyordum. Kimse Ted ile Robin’in hikayesini bilmemeliydi. Bugüne kadar hiç bahsetmemeiş olmam da bu sebptendir. Şimdi bu saatte oturmuş neden böyle düşünüyorum diye soruyorum kendime ve bir cevap arıyorum. Neden diğer dizileri konuşmak bu kadar heyecan verici oluyorken iş bu diziye gelince yelkenler suya iniyor. Hani 15’im de olsam. Dizideki karakterlerden birine deliler gibi aşık oldum ve kıskanıyorum. Ama öyle değil. Bütün karakterleri seviyorum ben bu dizide. Continue reading »

Entourage ‘Kankalar’

EntourageUzun bir aradan sonra yeni bir inceleme yazısıyla herkese merhaba. Bu defa inceleyeceğimiz bir dizi. Entourage. Bir komedi dizisi. Jenerikler dahil bölümler 25-27 dakika sürüyor. Öncelikle aynı isimli Microsoft programı ile karıştırılmaması gerektiğini belirteyim.
Dizinin konusu basitçe; yıldızı yeni parlayan bir Hollywood oyuncusunun adım adım zirveye tırmanma mücadelesini anlatıyor. Bu mücadeleyi verirken yalnız değil tabi. Nerdeyse tüm çocukluğunu bir arada geçirmiş olan kankalarıyla birlikte çabalıyorlar. Yeri gelmişken belirteyim. Entourage, “ yakın çevre muhit arkadaş çevresi”  olarak sözlüklerde tanımlansa da ben eşimin çevirisini tercih edip dizinin Türkçe karşılığı olarak “kankalar”  demeyi  tercih ediyorum.  Dizinin gösterilmiş 4 sezonu var. İlk sezonda biraz önyargılı olarak bu kadar cüretkar sahnelerin olmasını esefle kınadım. 2. Sezonda sanki sihirli bir el değmiş gibi bu sahneler azalmıştı. Yine de rahatsız edici boyutlarda olduğu zamanlarda oldu. Yani şöyle belirteyim kesinlikle ailece izlenecek bir dizi değil.

Continue reading »

Damages gözden kaçan dizi

damages.jpg

Geçtiğimiz hafta – malumunuz daha önce de bahsetmiştik – Arapça kursuna başladığım için sakin hayatımın bir anda kalabalıklaşması ve evden zorunlu olarak dışarı çıkma  durumlarının ortaya çıkmasını da beraberinde getirdi. Çoğunuz için anlaşılmaz gelebilir. Her ne kadar kendi isteğimle de gidiyor olsam belirli bir saatte belirli bir günde olması beni boğuyor. Keşke kafama estiğimde ya da dışarıda olduğumda  şunu da halledeyim deyip kursa gitsem. Mümkün değil tabi. İşte bu yüzden birkaç gündür toparlanıp da  blogun başına geçemedim. Henüz bu kadar yeniyken ara vermek doğru değil. Takip edenlerden  bu küçük ara için küçük bir özür diliyorum.

Continue reading »

Dizi müptelası biri değilim ama…

diziDizi müptelası biri değilim. Seyrettiğim dizilerin sayısı iki elimin parmaklarını geçmez( söz de müptela değildim). Bunlarda biri Lost diğeri Prison Break. Türk dizilerinden ise Bıçak Sırtı ve Kurtlar Vadisi favorilerim arasında.
Kurtlar Vadisi’ni ilk günden beri takip ediyorum. Ve her ne kadar “kızlar ne anlar bu diziden” diyenler olsa da ben  yine de devam edeceğim. Pusu ile biraz formundan kaybetse de insanı heyecanlandırmaya yetiyor bu dizi.

Bıçak Sırtı’na gelince ilk zamanlarda farklı konusu ile kendini sevdirmişti. Şimdi ise başladığım bir işi yarım bırakmamak için izlemeye devam ediyorum.

Lost!!! Başlı başına bir muamma. Bir yeri çözdüm diyorum başka bir yerden patlak veriyor sorular. Bu dizide sorular hiç bitmez. Senaristlerin grevi dizilerde bazı çatlak parçaların oluşmasına yol açmış gibi görünüyor. İlk 3 sezonda bilinmezliğin heyecanını artık oyuncuların başlarına ne geleceği endişesi almış durumda. Biz de onlarla üzülüyor onlarla sevniyoruz. O dizide de sevdiğim elemanlardan biri Sawyer diğeri de Hugo. Sawyer umarsızca davranışları ile bana kendimi hatırlatıyor. Hugo ise tam bir maskot. Her evde olması gereken cinsten. Olmasını istediğim 5 çocuğumdan ortanca olanının Hugo gibi bir karakteri olmasını isterim.  Hem sevimli, hem esprili, tabi o kadar da şişman değil.

Prison Break… izlemeye doyamadığım tek dizi diyebilirim. Her bölümünde heyecan sınırda. İzlediğim son bölümde kalbim duracak gibi oldu. Ama sakinleştirdim kendimi. Üzücü olan ise bu akşam final bölümü olması. Ama kış finali mi sezon finalimi orası henüz karar aşamasında sanırım. Çünkü bazı fragmanlarda “season finale”  bazılarında ise “winter finale”  diyor. Yine bana beklemek düşüyor. Bu aralar zaten dizilerle ilgilenmeye zamanım kalmadığı için biraz ara belki benim için de iyi olur.

Dip not: Bugün Arapça kursunda ilk dersimi aldım. İlk ders Elif, Be, Te, Se (peltek se) idi. Bütün harflerin yazılışını, okunuşunu ve kelime aralarında nasıl yazıldıklarını öğrendim. Yazması şimdilik benim için biraz zor ama öğrenirim. Hızlı öğrenme kabiliyetim var ayıptır söylemesi. Eğer Almanca dersi de böyle güzel olursa değmeyin keyfime.