26-11-2009 |
uyuyang |
gıda

“Ne alakası var?” dediğinizi duyar gibiyim. Biraz sabır deyip sizleri yazının devamını okumaya davet edeyim.
Öncelikle, Hz. İsmail’in koşulsuz olarak kabul ettiği Allah’a kurban olma isteğini, gökten bir koyun indirerek reddeden sevgili Rabbimiz geniş merhameti ve bereketiyle, hepimizin Kurban Bayramı’nı sevdiklerimizle mutlu bir şekilde geçirmeyi nasip etsin.
Kurban bayramı deyince ortalıkta kol gezen bir takım hayvan hakları koruyucuları seslerini yükseltmeye başlıyorlar. Ne var ki hayvanın hakkının gerçek anlamda verilebileceği tek eylemin onun insan vücudunda bir hücre olabilmek olduğunun farkında değiller. İslam dinine göre kurban edilen hayvanlar en büyük hazzı Kurban Bayramı’nda kesildikleri gün tadıyorlar.
Peki bunun GDO ile ne ilgisi var? Son zamanlarda biliyorsunuz ki bu konu üzerinde bilen bilmeyen herkes konuşup,bir fikir öne atar oldu. Bu, aynı kalp krizi geçiren bir hastanın etrafında, şoföründen mahalle bakkalında kadar herkesin ahkam kesemeyeceği kadar uzmanlık alanı olan bir konu. Her ne kadar uzman olmasam da mesleğimin getirisi olarak bu konuda da bir takım bilgiler edindim. Size ilk olarak vermek istediğim örnek şudur:
Peynir mayası olmadan peynir olmaz. Peki bu peynir mayası nedir? Neyden yapılır? Bunu bilen çok az vatandaşımız vardır. Genellikle yoğurt gibi, bir önceki üründen yapıldığı düşünülebilir. Ancak peynir mayası, ağız sütünden yeni kesilmiş ve henüz midesi bile yeterince gelişmemiş buzağının kesilerek midesinin içinde var olan “şirden” kısmından elde edilmektedir. Bunun anlamı da peynir yemek için buzağıların henüz gelişim evrelerini tamamlamadan kesilmelerine göz yummaktır. Read the rest of this entry »
23-03-2009 |
uyuyang |
gıda

Okullu oldum olalı, bütün dünyam okuldan ibaret oldu. Sevdiklerime ancak telefonla ulaşabildiğim için özlem doruğa ulaştı. Ama geçici bir durum olduğunu ve sonunda mezun olacağımı hesaba katınca hepsi çekilebilir hale geliyor. Bildiğiniz gibi Gıda mühendisliği bölümünü bitirmek üzereyim. Bu dönem oldukça yoğun geçmesine karşın önümüzdeki dönem 2 ders alarak okuldan mezuniyet biletimi alacağım. “ Food Engineering Design and Economics” adlı dersini alanlar ne kadar zorlu bir ders olduğunu bilirler. Bu dersin zorluğu konuların zorluğundan kaynaklanmıyor tabi. İşin zorluğu sil baştan bir fabrika kurulmasından kaynaklanıyor. 6 kişiden oluşan grup arkadaşlarımla fevkalade yorucu ama bir o kadar da eğlenceli bir 4 hafta sonunda ilk raporumuzu teslim ettik. Gözde Bilen, Güngör Çevik, Yasemin Eke, Türker Çavuş, Gökhan Aydemir grubumuzun üyeleri. Hepsine teşekkürlerimi iletiyorum.Hem İngilizce çeviri açısından hem de sorumluluk almak açısından bir fabrika fizibilite raporu hazırlamak, her birimizin hayatımızda kullanabileceğimiz altın tecrübeler olarak kayda geçti. Bu fizibilite raporu her ne kadar tam anlamıyla doğru olmasa da takdir artık hocalarımızın. Bakalım bu rapor karşılığında bizlere biçtikleri not ne olacak? Bu fizibilite raporu %100 portakal suyu üreten bir fabrikanın çeşitli koşullar açısından değerlendirilmesini içeriyor.
Raporun pdf formatını indirmek için tıklayınız.
Hayatımın rutinliğini değiştiren sevgili okulumla kısa bir süre daha birlikte olduktan sonra anayurduma evime döneceğim. Ha gayret kara göründü, birkaç kulaç sonra bu iş biter.
Logo nasıl ama?
Antep’in lezzetlerinden yuvalama çorbasına ve kısıra el attıktan sonra şimdi sıra katmerine geldi. Bu lezzeti kolay kolay başka bir yerde tadamayacağınızı söylemek mümkün. Katmer aslında bir börek ama tatlı bir börek. Bizim oralarda rahmetli ananemden anneme miras olarak kalan kabak böreği gibi tatlı bir börek. Yapılışı oldukça kolay. Bu sabah kahvaltımıza eşlik edince tarifini vermek boynumun borcu oldu.
Read the rest of this entry »

Herkes markette gezerken alacağı ürünü alır ve çıkar. Ancak ürün etiketi okumak adeti birçoğumuzda yoktur. Tıpkı okur sever bir millet olmadığımız gibi. Bazen son kullanma tarihi geçmiş bir ürünü bile tüketmişizdir. Gerçi süpermarketler küçük bakkalların yerini almaya başladığından beri raflarda son kullanma tarihi geçmiş ürünü bulmak zorlaşsa da halen ufak tefek sorunlar yaşanabiliyor.
Ürün etiketi okumaktan kastım sadece son kullanma tarihi değil. Son kullanma tarihinin yanında üründe olması gereken birkaç etiket daha var. Özellikle HACCP etiketi. Ne demek HACCP? (okunuşu hasip) HACCP : Hazard Analysis & Critical Control Points “Tehlike Analizi ve Kritik Kontrol Noktası” Adından da anlaşılacağı üzere üretim sırasında gıda maddesine ya da ambalajına herhangi bir bulaşma olmasına karşı alınacak önlemlerin bütününü kapsıyor.
Read the rest of this entry »
28-02-2008 |
uyuyang |
gıda

Antep’e gelipte bir yuvalama çorbası içmeden giderseniz Antep mutfağına ayıp edersiniz. Buraya geldiğimizde ramazan ayındaydık. Davet edildiğimiz iftar yemeklerinde sürekli söz edilen yuvalama çorbasının adını ilk burada duydum. Her gittiğimiz yerde de bayramda yapacaklarını söylediler. Biz de beklemeye başladık şu meşhur yuvalama çorbasını. Meğer bizim oralarda herkese tatlı ikram edilir buralarda ise yuvalama ikram edilirmiş. Beklediğimize değdi değmesine de bir de koyun eti olmasa…
Şimdi bir yuvalama çorbası Antep usulü ile nasıl yapılır dinleyin. Öncelikle malzemeleri sayalım.
Süzülmüş kese yoğurdu ki lezzet buradan geliyor sakın marketten aldığınız yoğurtla denemeyin sonu hüsran olur.
Daha önceden kaynamış nohut.
Pirinç unu. Buralarda pirinç tozu bulmak mümkün ama siz bulamazsanız evde robotla pirincinizi un haline getirebilirsiniz.
Bir miktar kıyma. Mümkünse dana etinden olsun.
Yumurta.
Geriye tuz ve nane kaldı sanırım. Read the rest of this entry »
Extreme Tracking raporlarından aldığım verilere sık sık bakıyorum. Google ile siteme girenler hangi arama sonuçlarından sonra bana ulaşmışlar bunları kontrol ediyorum. Şu ana kadar bu sonuçlardan çıkardığım sonuç, insan memleketinin her şeyini özlüyor. Nasıl mı?
Yurt dışından gelen ziyaretçiler genellikle “Antep usulü kısır”, “Antep kısır”, “kısır”, “Antep usulü” arama sonuçları ile gelmişler. Nerde olursanız olun insanın memleketinin yemekleri her zaman insanın burnunda tütüyor. Çok şükür yine vatan sınırları içindeyim ama, yine kendi ailemden ata diyarından uzak olunca buraları da gurbet oluyor insana. Gerçi ben 9 yılımı geçirdiğim İzmir’i daha çok özlüyorum o ayrı. İzmir’in havası bir başka güzel be! Henüz ocak ayında olsanız bile gördüğünüz güneş karşısında hayretlere düşüyorsunuz. İzmir’in yeşillikleri şöyle bol limonlu ohh mis gibi. Sadece onları yemek bile insanı doyurmaya yetiyor. O incecik sapları ile tazecik maydanozları Gaziantep’tekilerle karşılaştırıyorum da buradakiler sanırım hiç maydanoz görmediler. Markete gidiyorum birbirinden kalın saplı hangi maydonoz demetini alsam şaşırıyorum. Özellikle kış aylarında haftada en az bir defa pişirme alışkanlığım olan ıspanağa nerdeyse veda ettim. Bir kış bitmek üzere ve ben sadece 2 defa ıspanak pişirdim, o da binbir ısrarla… İnsan İzmir’de yaşadıktan sonra hiçbir yerde yeşillik yiyemiyor. Kuzu ıspanaklar offf of. İzmirliler bilirler bir de rokası meşhurdur. Her pidenin yanında mutlaka roka vardır. Her salatanın içine roka konur. Balık roka ile güzeldir. Acı gelir tadı ilk tadıldığında sonra ya müptelası olursunuz ya da sürekli acı gelmeye devam eder. Ben müptelası olanlardanım. Read the rest of this entry »
10-02-2008 |
uyuyang |
gıda
Ey yumurtaya can veren Allah’ım. Ne de güzel bir yiyecek yaratmışsın. Küçükken yumurtanın sadece sarısını yer, beyazını sofra altına atardım. Üniversite yıllarında ise sahanda yumurta sarısı pek doyurucu olmadığı için beyazını da yemek yaşamak için gerekli hale geldiğinden artık bir yumurtayı renklerini ayırt etmeden yiyebiliyorum. Bu sabah Denizli’den kalkıp Gaziantep marketlerine gelen Lezita yumurtalarından kahvaltımıza eşlik etmelerini istedik. Pek de lezzetliydiler sağolsunlar kendileri. Paket üzerinde bazı kısa ve öz, ama yararlı bilgiler de vermiş Lezita. Bunları size aktarayım dedim efendim: Read the rest of this entry »
09-02-2008 |
uyuyang |
gıda

Bugün aşure ayı münasebetiyle biraz geç de olsa aşure yemeğe bir tanıdığa misafirliğe gittim. Menüde aşureden başka bir de kısır vardı. Gaziantep’e geldiğimden beri çeşitli yemeklerle tanışma fırsatı buldum. Bu yemeklerin arasından beğendiklerim ve beğenmediklerim olarak sizinle paylaşacaklarım olacak.
Aşure bizimkinden biraz farklı(bizim ki: Trakya mutfağı). İçine şekerden çok pekmez koyuluyor. Açıkçası pek sevmedim. Ama başka türlü de aşure yapmaya hiç niyetim olmadığı için (yoksa yapamayacağımdan değil) mecburen yedim biraz. Read the rest of this entry »
2