YDS sınav sorularını kim hazırlıyor?

1365407667          7 Nisan 2013 tarihinde yapılan YDS sınavına girdim. Çok iyi hazırlanmamakla beraber İngilizce konusunda fena değilimdir. Ama şunu anladım ki İngilizce seviyem sınav sorularını hazırlayanların seviyesinden daha iyi. Daha iyi dediğim de öyle çatır çutur İngilizce konuşup yazabildiğim anlaşılmasın. Varın gerisini siz düşünün. Geçmiş yıllarda sorulan sınav sorularını incelemek ve hatta bir kaçında da kendimi denemek suretiyle biraz çalışma girişiminde bulundum. Ama bu sınava çalışmak için İngilizce bilgisi yerine aslında temel hukuk, uluslararası ticaret ve siyasi ilişkiler, diplomatik yazışmalar, uzmanlık isteyen bilim dalları, gıda teknolojileri, balıkçılık teknolojileri, eğitim psikolojisi ve aklınıza gelebilecek her türlü bilimsel akademik çalışmalar hakkında ihtisas yapmış olmak gerektiğini anladım. Bunun sebebi ise sizden istenenin İngilizce bilmek değil bu konulara haiz olup gerektiğinde yorum yaparak soruları değerlendirmek olması. Alanında nice uzman insanlar bile soruları yorumlamakta güçlük çekerken sizden istenenin ne denli ölçüsüz olduğunu anlamak insana acı veriyor. Bu işin bir kısmı… diğer bir kısmı ise daha da acı.

Sınav sorularında verilen cümleleri veya paragrafları internet üzerinde bir arama motorunda arattırdığınızda karşınıza bir makale çıkınca şaşkınlığınız bir derece daha da artıyor. Bizim soruları hazırlayan akademik kadromuz! sorular için bir paragraf yazmaktan acizler. Kendileri bu paragrafları yazamazken sizden bu paragraflara ait yorumlar istemeleri düşündürücü.
Ülkede var olan yüce kurum! ÖSYM 8 günde sınav sorusu açıklamak yerine adam gibi sorular hazırlasın ya da bu işi başkalarına bıraksın. Soru hazırlamak için yeni mezun bir üniversite öğrencisine teklifte bulunsalar. Soru başına 50 TL deseler bunun için gönüllü olacak binlerce öğrenci ya da işsiz bulabilirler. Alta tarafı 80 soru. 50 TL ile çarptığınızda 4.000 Tl eder. Bu da kurum da çalışan bir kişinin aylığına tekabül eder. Özetle şu ki; çalıştırdığınız adamlar aldıkları paranın hakkını vermiyorlar. Ya hakkını verecek olan birini istihdam edin ya da bu işi bırakın. Sınava giren tek grup lise mezunları değil. Eğer ülkede her sistemi her kurumu sınava bağlı olarak geliştirdiyseniz, adam gibi hakkını vererek sınavlar hazırlayın. Bu kadar insanın emeğiyle oynamayın. Bir çok forumda “YDS sınav soruları” etiketiyle arama yaptığınızda çabalayan insanların çırpınışlarını görebilirsiniz.
Dip not: Sınavda fısır fısır konuştuğu için uyarmak zorunda kaldığım gözetmenden kusura bakmamasını istiyorum. Lakin senin önündeki kitapçıkta da yazıyor “sınav esnasında konuşmayınız ” diye….

Ben bir dünyayım

Ben bir dünyayım. Hem de içinde her şeyi barındıran koskoca bir dünya. Yıllar birbirini kovaladı. Yaş geldi nerdeyse yarıya. Bu zaman kadar anladım ki hiçbir şey anlamamışım. İnsan küçük bir dünya ama içinde her türlü duyguyu azımsayabilen, yadırgayan, içselleştiren, durgun bir ırmak gibi süzülen, dik yamaçlardan kendini aşağıya bırakan, yaşadığı her acıyla bugünü dünü aratan, bildiklerinden şüphe eden, her adımda yere biraz daha sağlam basan, bastıkça ardında kırılan ve bir daha geri dönemeyeceği kırılan merdivenlere bakarak yol almaya çalışan, günahlarına nedamet etmeyi, sevaplarıyla övünmemeyi öğrenen, attığı her adımda geriye bir iz bırakan, ve yaşamı kendisine emanet edilen bir dünya insan.
Ne kadar yaşar ki bir insan ömründe? Kaç gün? Kaç yıl? Ya da kaç dakika? İnsan ömrünün hangi zaman diliminde ben yaşıyorum diyebilir? Yaşıyoruz ve her an nefes alıyoruz. Bu nefeslerin hangisinde durup düşünüyoruz yaşıyor muyuz diye?
Kimine göre yaşamak kadehin dibine vurmak, kimine göre bebeğine ilk lokmasını vermek, kimine göre ailesine mutlu bir yuva kurabilmek, kimine göre kaçış, kimine esaret, kimine iş, kimine aş, kimine ise aşk…
Ne çok insanla karşılaştım bugüne değin. Kimi büyük yer ayırdı hayatımda kendine, kimi ise bir rüzgar olup uçup gitti. Hepsi bir dünya idi. Ama benim bilmediğim dünyalar. Hepsi kendi dünyalarında mutlu ve mutsuzlardı. Bazılarına kendim gibi üzüldüm, bazılarına oh olsun dedim. İnsanım bunu öğrendim. Öfkemi sindirdim. Kalbimi demlenmeye bıraktım. Sevinçlerime ve kederlerime karşıdan baktım. Saatlerce, günlerce, aylarca, yıllarca… ve hepsi benden bir parça, benimle birlikte büyüdüler.
Bu girizgah yeniden nefeslerimi saydığımın bir ifadesi olarak yaşama sarılışım, hüzünlerimi ve sevinçlerimi sevdiğimin bir göstergesidir. Yazmayı özlemek bile bazen keyif veriyormuş. Özlemlerimi biriktirdim. Şimdi yeniden kavuşma zamanı…

Bizi Birbirimize Bağlayan İnsanlığımız

 

     “Gün gelir başına gelir. Sakın kınama.” der Rabbim bize. Der ki “o kınadığın duruma sen de düşmeden can veremezsin.” Biz kim oluyoruz ki başlarına gelen afeti “oh olsun size” diyerek alkışlıyoruz. Evet başımıza gelen musibetleri kendimizden bilmek gerekir. Ama bunu başkasına yüklemek kimseye düşmez.

     Evet anlayacağınız üzere Van’da meydana gelen deprem her birimizi ayrı etkiledi. Kimimiz üstümüzdeki montu çıkarıp gönderdik. Kimimiz dua ettik. Kimimiz elimize geçirdiğimiz kazma ile bir can nefes olmaya çalıştık. Çünkü hala insanız. Orada yaşayan insanların ırklarının başka olması onları vatan haini yapmıyor. Aksine şer görünende hayır vardır. Bunu herkes bilir. Bakın nasıl da tek yürek olabiliyoruz yeri geldiğinde. Çünkü hala insanız. Çünkü hala kardeşiz. Hala iç içe yaşıyoruz. Yapılan yardımlar bize şunu çok iyi gösterdi ki biz ülkemizi seviyoruz.

   Allah hayatını kaybedenlere rahmet eylesin. Kalanlara da sabır ihsan etsin. Bize düşen yapabildiğimiz kadar yardım etmek. Elimizin ermediği yerde dua etmek…

İçimizdeki düşmanlar!

Yıllardır üzerinde yaşadığımız bu topraklar, bütün dünyanın gözünün üzerinde olan topraklar… Türkler’in her zaman düşmanı oldu. Bu düşmanlar uzun zamandır dışarıdaydı. Şimdi ise yan komşunuzun bile kimliğini bilebilmekte zorlanıyoruz. Bu yüzdendir ki iç çatışmalar artarak devam ediyor. Başta PKK terör örgütü olmak üzere içeride gizlice konuşlanan bir çok örgüt mevcut.
Büyük bir kısmı Müslüman olan Türk milleti, Hristiyan, Musevi, Yahudi dünyasından her zaman bir düşmanla karşı karşıya gelmek durumunda kalmıştır. Son yıllarda Türk kimliğinin ön plana çıkması ile zaten halihazırda var olan Müslüman kimliğimize düşman olanlar, şimdi Türk kimliğimize de düşmanlar.
Filistin yıllardır bir savaş veriyor. Türkiye’den her zaman destekçi buldular. Çünkü onlar topraklarından kovulmak istenen bir millet. Hatırlayın! Bu mücadeleyi biz, Kurtuluş Savaşı’nda şehitlerimizle verdik. Allah ruhlarını şad etsin. Bizler bu toprakların koruyucusu olarak yaşıyoruz. Keyfini sürerken bir de bu yönünü görmek gerekiyor. İşte Filistin de böyle bir savaş veriyor. Ülkemizden de gönüllü –ki bu büyük bir cesaret aynı zamanda- bir grup insan Filistin’de yetim kalan çocuklara kalem, defter, kıyafet götürüyor. Dul kalan bir çok kadına yardım eli uzatıyor. Ve bu yardımları Allah rızası için yapıyorlar. “Biz yardım ediyoruz ya siz” demek için değil!  Ve bilgi dünyasına girdiğimiz bu çağlarda maalesef hunharca saldırılarla karşı karşıya kalıyorlar. Yardım gönüllülerimiz şu an hala tehlike altındayken yapılacak işler arasında inancımıza göre dua etmek başka bir şey gelmiyor. Eğer Genel Kurmay Başkanı değilsen tabii!!!
İsrail’in Türk Müslüman düşmanı olduğunu anlıyorum ama bizim kendi içimizden Türk olanların yine kendi milletinden olan Müslüman Türkler’e olan düşmanlığını anlamam mümkün değil. Neymiş? Neden Allahu Ekber diye slogan atılıyormuş. Birincisi bu söz bir slogan değildir. Belki anlamını bilmiyorsundur. “Allah büyüktür” demek. Bu  aynı zamanda  bu durum için “Allah’ım sen büyüksün, bizim elimizden bir şey gelmiyor. Sen bizi bu beladan, musibetten kurtar, sen orada kalan Müslüman kardeşlerimizin yardımcısı ol” anlamına gelen duadır. “Allah’ım Sen büyüksün” de aynı anlamda söylenebilecek dualar arasındadır. Ama biraz olsun yanı başındaki Müslümanları anlamaya çalışmadın. “Hepimiz Hrant Dink’iz” derken “mesele Ermenilere yapılan bir saldırıdır” dedin. O zaman yaşanılan insanlık dramı değil bir fikir, bir millet, bir din çatışmasıydı senin için. O zaman geçtin Hristiyanların yanına. Ateistliğinin esamesi okunmuyordu.  Filistin neden bu zamana kadar o topraklar için savaşıyor. İsrail neden o topraklarda hükümranlığını ilan etmek istiyor. Çünkü o topraklar kutsal. Yüzyıllardır hem de. Senin dimağının algılamayacağı kadar büyük bir önem taşıyor. Ve elbette ve bu dinler arası bir katliam. Sen kral koltuğunda otururken, ideolojiden dem vurmak kolay oluyor. Peki ya yaşamak.  Hiç, bir ideoloji, bir inanç adına eziyet, zulüm gördün mü? Anlamıyorsan sus! Sus ki adam sansınlar. İnsanların yasına saygı duy!

Ve Pisrail! Senin için diyecek söz bulamıyorum. Ve diyorum ki “ALLAHU EKBER”.

Bu Kendime Aferinimdir

Yıllar sonra büyük bir işi başarmış olmanın haklı gururunu yaşıyorum. Artık üniversite mezunu bir gıda mühendisiyim. Bunun benim için öneminin ne kadar büyük olduğunu burada yazacağım herhangi bir cümle ile size ifade edebilmem mümkün değil. Aslında bu haberi alalı yaklaşık iki hafta oldu. Ama sevincimin gazıyla size megaloman gözükmek istemedim. Yoksa minik Zehra’nın “yabbdım yabbdım” nidalarıyla süslü bir yazı olmaktan öteye geçemeyecekti. Ama şimdi başarıyı sindirdim ve bu mutlu haberi sizinle paylaşmak istedim.

Daha önce yazdığım çeşitli yazılarda okul hayatımın gelişmesini sizlere aktarmıştım. Yeniden okumak isteyenler veya buraya yolu ilk defa düşenler, o yazılara, buraya ve şuraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Continue reading »

İzmir yolcuları dikkat!

Dikkat! diyorum çünkü eğer dikkat etmezseniz şehir için yolculuk ederken gereğinden fazla para harcamak zorunda kalabilirsiniz. Genel olarak her şehrin düzeltiyorum her büyük şehrin kendi şehir içi taşımacılığı için kullandığı bir biletleme sistemi vardır. İstanbul’da Akbil adını verdiğimiz küçük metal yuvarlak, İzmir’de kredi kartı büyüklüğünde ve kalınlığından Kentkart, – artık Çanakkale ve Bursa’da da kullanılıyor sanıyorum-, ve Ankara’da Ego kullanılıyor. Bunları kullanmanız halinde daha avantajlı yolculuk yapabiliyorsunuz. Peki bunlar yoksa? E tabi küçük bir fark ödeyerek ya bilet alıyorsunuz ya da şoför sizin için kendisine ait kartı ya da Akbil’i okutuyor.  Geçtiğimiz zamana kadar İzmir’de bu şekildeydi. Ancak ne olduysa Belediye bu konuda biraz paragöz davranmaya başladı. Özellikle havaalanına gitmek için ucuz yolu tercih edenler diğer alternatiflere göre ucuz ama aslında içten içe kazık yedikleri halde yolculuk ediyorlar. Bunun sebebi yeni çıkan ve adına 3-5 bilet (35 İzmir’in plakasıya o hesap!!!) denilen acımasız bilet. Acımasız çünkü daha sonra  sahibine faydası dokunamayacak olan bir kart. Fiyatı 5,75 TL. İçinde 3 gidişlik bilet var. Normal kentkart ile yolculuk yaptığınızda 1,35 TL para ödüyordunuz en son bildiğim kadarıyla. 3-5 bilet ile bu fiyat yaklaşık 2 TL çıkıyor. Yaklaşık 60 KRŞ zarardasınız. Bundan ne olur? Evet bence de ne olur? Ama iş bununla kalmıyor. Aldığınız 3-5 bileti alma zorunluluğunuz doğuyor. Siz sadece bir gidiş ödemek yerine 3 gidişlik bilet almak durumunda kalıyorsunuz. Bir daha İzmir’e yolunuz düşse de düşmese de… Continue reading »

Son Dönemeç

uzum

Elimin yapımı üzüm salkımı..

Uzun bir maraton koşusunun ardından yolun sonuna gelmiş bulunuyorum. Uzun zaman olmuş yine yazmayalı. Mazur görün çünkü yazın rehavetinden kurtulmak istemedim. Son yazdığım yazıyı gördükçe hala sıcak havaların esintisini hissediyorum.
Ne diyordum? Maraton… Evet okul hayatımın üniversiteye kadar devam eden süreci nihayete ermek üzere. Bu dönem sonunda bir aksilik olmazsa buradan mezuniyetimi ilan ediyor olacağım. Artık aktif bir iş hayatı geçirmeyi düşünüyorum.

Hayatımın bundan sonraki kısmı, sanırım, kendi yaşam yıllarım içinde yeni bir çağ gibi algılamam gereken bir dönem olacak. Profesyonel olarak iş koşullarına ve  5-8 mesailerine alışmam ve para kazanmaya başlamam, para kazandıkça her kadın gibi mızmızlanıp evimde oturmak istiyorum demem, ancak süresiz izne ayrıldığında etekleri tutuşan, eve hapsolursam ne yaparım diye düşünmem gereken bir dönem…

İnsanın yaşı ilerledikçe yaşam standartlarının değiştiğini teorik verilerden  ya da  kulaktan dolma alışılagelen sözlerden değil de, bizzat iliklerine kadar hissederek  anlamak, o yaşam koşulları için de hep daha iyisini istemek ve daha iyisine ulaşabilmek için daha fazla çalışmak sonra da bu kadar çabanın ne için olduğu düşüncesiyle kısa süreliğine bilinç kaybı yaşamak ancak sonrasında hızla akıp giden zamanın püsküllerine tutunup raydan çıkmamak normal yaşantı haline geliyor. İşte bu normal yaşantının içinde insanın aklında sadece bir mesele büyükçe bir yer ediyor. Sevdiklerin…

Bu kadar uzun cümle kullanmayı kendime bir borç bilmiş gibi niye hisettim ki!!! Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ını okuyorum da bu aralar ondan olabilir. Bileğine, yüreğine sağlık. Seni bu zaman kadar neden okumamışım. Ha unutmadım ben tutunabildim hem de sımsıkı…

Sultanahmet’te İftar Vakti

sultan ahmet

 

 Ertuğrul Özkök Umre anılarını yazar da ben durur muyum? Buyrun size Sultanahmet anılarım…

Ayların en güzeli Ramazan geldi ve tüm güzelliğiyle, bereketiyle evlerimizi ve kalplerimizi şenlendirdi. Oruç tutmak sıhhattir. İnsanın midesini ve barsaklarını temizlemeye yardımcı olur. Bir sürü tıbbi faydası vardır. Bu konuda ehliyet sahibi olmadığım için daha fazla ileriye gitmeyip sizleri farklı bir konuya yönelteyim. Orucun manevi faydasına…

Oruç tutmak özellikle açlık ile ön plana çıkar. Ancak oruç sadece fiziksel olarak besin ihtiyacını yeterince karşılayamama anlamına gelmez. Aynı zamanda nefsin aç kalmasıdır. Nefsi en sevdiği şeylerden uzak tutmaktır. Tüm şehevi istekleri bir kenara koyabilmek gerekir oruç tutulduğunda ya da en azından buna çaba göstermek gerekir. Sadece aç kalmak orucun farz hükmünü yerine getirmek demektir. Oruçlu insan dilini de korumalı, gıybete yönelmemeli, bu şekilde ruhunu da temiz tutmalıdır. Oruçlu olup da ezan vakti orucunu açmak dünyada yaşanabilecek en güzel anlardan biridir.

İşte bu güzel anı, bir de Sultanahmet‘te yaşayalım istedik. Topladık kilimlerimizi ve evde yaptığımız yemeklerimizi, aldık yanımıza, tuttuk Sultanahmet’in yolunu. Annemlerin de iştirak etmeleriyle keyfim ikiye katlandı. İnsanın anacığının yanında olması bambaşka. Continue reading »

30 değil 29!

okulu-bitir

Okul dolayısıyla uzun bir süredir yazı yazamadım. Şimdi kısa kısa neler oldu neler bitti biraz onlardan bahsedelim.
Öncelikle 5806 sayılı af kanunu ile döndüğüm okuluma devam ettim ve başarılı sayılabilecek bir dönem geçirdim. Almayı beklediğim 5 dersin yanında ikinci dönem ders programına dahil edilen 2 dersi daha alarak 7 dersi verme çabam başladı. Hepsi birbirinden ağır olan 4 dersin yanında 3 seçmeli aldım. Bilin ne oldu? Seçmelilerden biri kaldı. Umuyorum ki tek ders sınavında onu da halledip bir sonraki şubat ayında mezuniyet diplomamı almaya hak kazanırım. Derslerin kapsamında daha önce de bahsettiğim gibi bir portakal suyu fabrikasının fizibilite raporunu hazırladık. Oldukça keyifli bir proje oldu. Temel iletişim seçmeli bir ders olsa da oldukça güzel bilgiler edindiğim bir ders oldu. Hocamın tavsiyesi ile beden dili seminerine gittim. Aslında bir çok seminere gitmek istedim ama zaman kısıtlılığından dolayı gidemedim. Yönetici ne iş yapar bunu öğrendim. “Yönetici iş yapmaz yaptırır.” Dersler hakkında bu kadar yeter.

Continue reading »

23 Nisan-Ömer Toprak (7)

omer-toprak7

    23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı… Ama her bayram ne hikmettir yağmur yağar.  Çocukların en büyük sevincidir bayramda yeni ve rengarenk kıyafetler giymek. Ben henüz ilkokula başlamadan önce ablamın 23 Nisan özel kıyafetlerinden isterdim ve benim için de bir adet dikilmek zorunda kalınırdı. Kim ne derse desin bunun adı kıskançlık değil. Bunun adı çocuk olmak. Hiçbir zaman geri gelmeyecek olan çocukluk. Çocuğu olacak çağa gelince başka gözle bakar oluyor insan çocuklara. Şefkat ve onları mutlu etme duygusu ile yaklaşıyor yolda gördüğü çocuklara. İster zengin olsun ister fakir, bütün çocukların tek neşesi onları yorulana dek meşgul edecek bir oyun.  Bitmez tükenmez bir enerji ile sizin yarım saat sonra üzerinizden tır geçmişçesine yorulmuş olmanız onların hiç umurunda olmaz. Ne olur bir daha sözleri size biraz daha enerji verse de bitip tükenirsiniz. Ama çocuk olmak başka şey işte.

    Cankız Onur Kum sayesinde bugün blogumu şenlendirecek olan bir minik buldum. Adı Ömer Toprak. Kendisi 7 yaşında. Bu gördüğünüz sanat eseri kendisine ait. Dilerse resimde ne anlatmak istediğini bizimle burada paylaşır. Sana teşekkür ederim Ömercik. Bu resmi bizimle paylaştığın için bütün okurlarım adına da teşekkür ediyorum. Bu resimde silahlar var. Sanırım anlatmak istediğin bunların hayatımızda hiç olmaması. Dilerim hayatın hep neşe ile geçer ve çok mutlu bir ömrün olur.
    Ve tabi bütün çocuklar ve çocuk kalanlar, sizin de bayramınız kutlu olsun.

Blog Ödülleri 2009’da Oylarımı Kime verdim?

Blog Ödülleri 2009 Blog yarışması için oylama süreci başladı. Ben de bu yıl nihayet katılabildim. Kişisel kategorisi arasında blogumu bulabilirseniz -ki oladukça uzun bir liste- oyunuzu bana verebilirsiniz. :)

Ben bu yıl oylarımı kimlere verdim? Hemen paylaşayım istedim. İşte buyrun liste;

Blog Ödülleri Listesi kategori sırasına göre yazılmıştır.

babaolmak.com
kaynamanoktasi.com 
cocuklacocuk.com
burakbuyukdemir.com 
alisverisblog.com
uyuyang.com (İşte bu ben oluyorum)
blog.dergibi.com
unforgiven-rs.spaces.live.com
Carluvr.com
selimtuncer.blogspot.com
www.futbolname.com
www.azbilmis.com
bobiler.org
annekedi.blogspot.com/

Yükseğe daha yükseğe

ucurtma

Çocukluğumda doyasıya oynadım saklambaç. İp atladım akşam ezanına kadar. Hatta lastik derdik biz ona. Japon, Amerikan tipleri vardı. Bu uzun boyumu küçük yaştan itibaren oynadığım oyunlara ve basketbola borçluyum. Ama hiçbir zaman beceremediğim bir şey var ki ilerde bir gün mutlaka gerçekleştirmek istediğim bir oyun. Ama ya kızımla ya oğlumla. Hep sonuçsuz kaldı. Ya yükseklere çıkamadı ya da bir elektrik direğine takıldı uçurtmam. Bugün, yazın gelişini müjdeleyen uçurtmalar takıldı gözüme. Ne anlam ifade eder bir uçurtma küçük bir çocuk için şimdi anlamaya çalışıyorum. Ama sanırım zamanı geriye döndüremediğimiz gibi küçük bir çocukken hissettiklerimize de geri dönemiyoruz. Akıl baliğ olmak herhalde bu yüzden önemli. Bir uçurtmanın peşinden koşmak bilinçsizce sadece akıldan yoksun olan çocukların yapacağı iş. Büyüdükte ne oldu? Peşinden koşmadığımız gibi uçurtma bile göremez olduk. Bir uçurtma için yazılabilecek bir senaryo bile varsa eğer, tek uçurtma delisi ben değilim diye teselli buluyorum kendime. Bugün küçük yeğenim telefonda bana “hala” dedi. Yetmedi “yerim seni yerim” dedi. Belli mi olur belki ona bir uçurtma yaparım biraz büyüsün de.

Kaarilerime Mektup

evimKeşke dememek için okuluma geri döndüm. İnsanın evini bırakıp, artık kimseleri tanımadığı okuluna dönmesi – hocalardan başka- siz de tahmin edersiniz ki oldukça zor oluyor. Neyse ki beni evine “başımın üstünde yerin var” diyerek beni evine kabul eden muhterem kadim dostum var. Yaşı benden oldukça büyük olmasına rağmen içinde taşıdığı gençlik iksirinden olsa gerek oldukça iyi anlaşıyoruz. Ne diyelim Allah razı olsun.  İzmir’e geldiğim ilk hafta yoğun bir tempoya alışık olmayan bünyem yine sarsıldı ve bronşitten kurtulamadım. Şimdi yediğim iğne ve aldığım antibiyotikler sayesinde sağlığıma kavuştum. Her hafta İstanbul’a gitme planı altüst oldu tabi. Şimdi 3 haftalık bir hasretten sonra yuvama eşime kavuşacağım.

Geçtiğimiz yıl sınırsız sınav hakkımı kullanarak başarısız olduğum 10 dersin tamamını verdiğim için intibak öğrencisi olarak kaydımı yaptırabildim. Öğrenci kartımı da yakında alacağım. Eh öğrenciliğimin son aylarını iyi değerlendireyim değil mi?
Okul başlar başlamaz yoğun bir proje içinde buldum kendimi. Hem eğlenceli hem de bilgilendirici bir proje olacağa benziyor.
Yazacak konular her zaman ki gibi birikiyor. Ancak bunların kaçını size aktarabilirim bilmiyorum. Malum ben bir öğrenciyim ve önceliğim derslerim. Continue reading »

Yine Yollar, Yine Ayrılık

okulUzun bekleyiş sona erdi. Nihayet okuluma dönebiliyorum. Daha önce size okuldan neden atıldığımı uzun uzun anlatmıştım. Şimdi öğrenci olmanın sevincini yeniden yaşıyorum. Pazartesi gününden itibaren beni zorlu bir dönem bekliyor. İstanbul’da bir yarımı bırakıp İzmir’de olmak benim için oldukça zor olacak. Ancak bu konuda eşimin desteği olmasa eminim bunun için bu kadar istekli olmazdım.

E tabi bu zaman zarfı içinde blogu sık güncelleyemeyeceğim. Ama okulda öğrendiklerimi sizin işinize yarayacak şekilde aktaracağıma emin olabilirsiniz. Microblog olmamasına özen göstereceğim. Zaman zaman sizden beni mazur görmenizi isteyebilirim. Bilindiği gibi mühendislik okumak zordur. Derslerin yoğunluğu beni fazlasıyla yorabilir. Ya da nerdeyse 6 aydır evden dışarı nadiren çıkıyor olmamın getirdiği hamlığı üstümden atmama ve daha aktif olmama da sebep olabilir. Bakalım zamanla hep birlikte göreceğiz.

Bana bu sürecin neler kattığına gelince;
Aslında üniversite mezunu olmanın insanın iş hayatına etkileri değil ruhi durumuna etkisi olduğunu öğrenmiş oldum. Kendinizi işe yaramaz hissedebileceğinizi şimdi bilmiyor olabilirsiniz. Ama ne zaman elinizden bu fırsatı kaçırırsınız, işte o zaman okul sıralarında geçirdiğiniz zamanların aslında sizin en kıymetli zamanlarınız olduğunu anlarsınız.
Bulunmaz bir fırsat olan ekmek elden su gölden okul dönemi, aslında sizin birikimlerinizin üstüne bir tuğla daha koymanız gereken bir zaman.  Her ne bölümünü okursanız okuyun işin uzmanı siz olacaksınız. Ne kadar uzman olacağınız sizin performansınıza bağlı. Continue reading »

Kelimelerim Tükendi…

tersyuz

Bazen sözler ve düşünceler biter. Yapacak daha bir hamle daha kalmamıştır. Sadece beklerisin. Neyi beklediğini bilmeden ama bilirsin ki bu bekleyişin sonunda bir ışık görünür.  O ışığa bakıp bakmamak da bir an tereddüt etmek onu kaybetmene sebep olur.
Böyle bir zaman sürecinin sonunda dipten daha derine inecek bir durumda değilsindir. Bu sefer tüm gücünle, tırnaklarınla çıkmaya çalışırsın düşüncelerin derinliğinden.
Sebebin olan yaşamına, umut kaynaklarına sarılırsın. Adeta bir sarmaşık gibi. Dallarını birer birer koparır hayat. Yeniden filizler çıkar yeni sürgünler.
Yaşam yeni umutlarla her gün yeniden başlar. Yeni birikimlerle şekillenir. Ve her gece bitmemiş yarım kalanlarla dolu olarak son bulur.
Kelimelerim tükendi…
Bu yazı yoruma kapalıdır. Anlayışınız için teşekkürler.

Çizesim Geldi!

elma

İnsanın hobilerini bilmesi güzel şey. Ben hobilerimi öğrenmek için oldukça geç kaldım. Zamanın ne kadar hızlı geçtiğini farkedince insanın yaşı hayli ilerlemiş oluyor. Henüz orta okul yıllarımda farkettiğim bir hobim var. Dikiş dikmek. Mahallemizin terzisine gidip arta kalan kumaşlardan makinayı boş bulduğumda oturup bir şeyler dikebilmek için saatlerce beklediğimi hatırlıyorum. Daha ilerki yaşlarda  resim yapmayı ne kadar çok sevdiğimi farkettim. Ama okulda bunu geliştirecek fırsatım olmadı.

Continue reading »

UYUYANG 1 Yaşında!

uyuyang

Bugün doğumgünü! Ama benim değil. Blogumun doğumgünü. Tam bir yıl geçmiş. Blogu ilk açtığım gün ki heyecanımı düşünüyorum da. O heyecandan azalan bir şey olmamış. Hatta daha da artmış. Peki istatisliklerimize göz attığımızda neler değişmiş?
Blogu kurduğumdan beri Limau Orange temasını kullanıyorum. Bir ara değiştirmeyi düşündüm ama sanırım kendim bir tema yapmadıktan sonra uzun bir süre daha değiştirmeyeceğim.
Bugüne kadar toplam 10 kategoride yazdığım yazı sayısı 85. Yazmayı düşündüğüm ama yazmaya üşendiğim ya da zaman aşımına uğrayan konular yüzünden yazmaktan vazgeçtiğim yazı sayısı ise yaklaşık bir o kadardır. Yazılarımda toplam 434 etiket kullanmışım.
Bugüne kadar 479 yorum alan blogumda bunların sadece 446 tanesini yayımlamışım. Akismet’in engellediklerini saymıyorum. Continue reading »

Güneşin Oğlu galadan Notlar

Uzun zamandır bir filmin galasına gitmemiştim. Hatta ben hiç galaya gitmemiştim. Her şeyin bir ilki olduğu gibi bu da benim için bir ilk oldu. Bir dost hediyesi olarak 2 kişilik gala biletini heba etmek olmaz diye düşündük ve tuttuk Nişantaşı yollarını.  City’s Nişantaşı kıyıda köşede bir sokak arasında bir alışveriş merkezi.  Öyle göz önünde bir yerde değil. Bu izlenime daha önce Nişantaşı’nda bulunmamış olmamın da etkisi olabilir.

20:00 kokteyl, 21:30 da film gösterimi… Erken gitmenin alemi yok haliyle. Biraz bekledik biz de. İçeri girmek için vakit gelmiş, yavaş yavaş merdivenleri çıkmaya başlamıştık. Sinemalar 6.katta olduğu için bu merdiven çıkışı hayli uzun sürdü. Neyse ki merdivenleri yürütmeyi öğrendiler de insanlar bu işkenceden kurtuldu.
6.kata geldiğimizde bir sergi bizi karşıladı. Güzhan Müstecaplıoğlu’nun fevkalade eserlerini seyre daldık.  Eserleri sırayla gezerken, eser boyutundaki panoda “sinemalar üst kattadır” ibaresini görünce insanın filmi gökyüzünde izleyeceği hissiyatı  depreşiyor.

Continue reading »

Hiç tanımadığınız biri size saat verirse?

Web 2.0 sayesinde kurulan dostluklar arkadaşlıklar, karşılıksız paylaşımın başladığı, çıkarların göz ardı edildiği bir dönemin başlangıcı oldu. Her türlü bilgi paylaşımı ile şehrin, ülkenin ve hatta dünyanın bir ucundaki  hiç görmediğiniz ama her türlü ilgisinden haberdar olduğunuz bir çok insanla tanıştık. Benim de web 2.0 deneyimlerim arasında ilk sıralarda yer alan pilli network oldu. Bu sayede hem teknoloji aşıklarıyla hem dizi severlerle hem de ev hanımlarıyla tanışma fırsatım oldu.

Continue reading »