Vitrin

Doritos Tadım Testi SonucuDoritos Tadım Testi Sonucu Doristos kampanyasını çok sevdim. Nedeni ise öğrenim hayatımda öğrendiğim bir dersi aktif olarak hayatımın bir köşesinde uyguluyor olmam. Tadım testi. Tam anlamıyla Doristos bize bunu yapmamızı sağlıyor. Aslında bunu bir strateji olarak değerlendirirsek son derece zekice buluyorum....

Devamı

Katre-i Matem Bir İskender Pala RomanıKatre-i Matem Bir İskender Pala Romanı Bir kitabı İstanbul'da laleler açtığında okumak hiç bu kadar manidar olmamıştı. Lalenin hikayesini, güzelim İstanbul'un her taşında hissettirebilmek, yaşatabilmek. Bu okuduğum İskender Pala'nın romanı. "Katre-i Matem". Kitabın başında denildiğine göre adı geçen romanda anlatılan...

Devamı

Çok Film Hareketler Bunlar!Çok Film Hareketler Bunlar! Dün akşam Yusuf Esenkal’ın daveti üzerine Cevahir Megaplex Sinema’larında “Çok Filim Hareketler Bunlar”ı izledik. (Bundan sonra ÇFHB dediğimde filmden bahsediyor olacağım) Televizyonda izlediğim bir çok skeç için; "daha kaliteli" ve "güldürebilme olsalılığı daha yüksek"...

Devamı

Maya Takvimi ve 2012Maya Takvimi ve 2012 21 Aralık 2012 tarihinde Maya Takimine göre dünyamız son bulacak. Ve insanlık bilinmeyene bir yolculuğa çıkacak. Bir çok inanca göre kıyamet günü söz konusu. Bu İslam’da aynı adla, Hristiyanlıkta Diriliş adıyla, bilinmektedir. Diğer isimlerine Vikipedi’den bakabilirsiniz. İşte...

Devamı

Bu Kendime AferinimdirBu Kendime Aferinimdir Yıllar sonra büyük bir işi başarmış olmanın haklı gururunu yaşıyorum. Artık üniversite mezunu bir gıda mühendisiyim. Bunun benim için öneminin ne kadar büyük olduğunu burada yazacağım herhangi bir cümle ile size ifade edebilmem mümkün değil. Aslında bu haberi alalı yaklaşık...

Devamı

“Katre-i Matem” Bir İskender Pala Romanı

0

21-04-2010 | uyuyang | Kitap

Bir kitabı İstanbul’da laleler açtığında okumak hiç bu kadar manidar olmamıştı. Lalenin hikayesini, güzelim İstanbul’un her taşında hissettirebilmek, yaşatabilmek. Bu okuduğum İskender Pala’nın romanı. “Katre-i Matem”. Kitabın başında denildiğine göre adı geçen romanda anlatılan hikaye, eski bir el yazmasının modernize edilmiş hali. Yani hikayenin asıl sahibi aslında meçhul gibi görünüyor. Ancak daha sonra İskender Pala’nın yaptığı açıklamalardan öğreniyoruz ki tüm kurgu kendisine aitmiş. Bu tür bir girizgah yapmasının sebebini ise kendisi şöyle açıklıyor;

“Tarihî romanların okuyucusu bilhassa diyaloglarda tarihî cümleler veya eski tarz bir anlatım arayabilir. Bu durumda o dilin eski kelimelerini bilmeyen kitleye kendinizi kapatmanız söz konusudur. Oysa tarihimizi en ziyade öğrenmesi gerekenler, gençlerimizdir. Benim gündelik dilimi bile ağır bulan bir gençlik yaşıyor. Bu yüzden bulduğum elyazmasını yalınlaştırarak romanın dil sorununu çözmeye çalıştım.” Read the rest of this entry »

Kayıp Sembol(Lost Symbol)-Dan Brown

2

15-01-2010 | uyuyang | Kitap

Bir süre önce okumaya başladığım Lost Symbol(Kayıp Sembol)’u dün nihayet bitirdim. Ancak hemen söylemeliyim ki okumak için hevesi olanlar yazıyı biraz dikkatli okusunlar. Sonra Uyuyang benim keyfimi niye kaçırdın demeyin!
Bundan önce yazarın tüm romanlarını okuduğumu da söylemeliyim. Da Vinci Code(Da Vinci Şifresi) ve Angels And Demons (Melekler ve Şeytanlar) adlı romanlarında baş kahraman olarak okuduğumuz bir simge bilim profesörü Robert Langdon, Kayıp Sembol’de de yine başrolde. Olmazsa olmaz bir  bayanla birlikte tabi ki. Bu bayan bu defa bir fizik akademisyeni. Noetik adlı bilim ile uğraşan,hatta bu bilimin öncüsü sayılan, insan beyninin kullanılamayan kısmı ile alakalı deneyler yapan, gözle görülemeyen gizemli varlıkların da bir maddesel kütlesi olduğunu ispatlamaya çalışan bir profesyonel. Ağabeyi Peter ise Mason Kardeşliğinde en üst düzeyde bulunan bir Mason. Aynı zamanda Robert Langdon’ın yakın bir arkadaşı.

Olayın kurgusu yine ustalıkla tasarlanmış. Ancak Dan Brown’un atladığı bir şey var. Sanıyorum artık insanların değişimi arzuladıklarını ve aynı döngülerin tekrarlarından çabuk sıkıldıklarını unutmuş. Özellikle bilginin herkesin ulaşabileceği kadar açık olduğu bir dünyada yaşıyorken bilgi bombardımanı yapmaya çalışmak bazen sıkıcı olabiliyor. Bir de her Amerikalı’nın hayali olan Amerika’yı kurtarma düşüncesi onu da esir almış anlaşılan. Her kitabında bir tehlikedir gidiyor. Global bir dünyada yaşıyorken, Hereos ve Lost gibi dünyanın en çok izlenen ve sevilen dizilerinde bile karakterlerin dünyanın her yerinden her ırkından seçilmiş olması Dan Brown tarafında pek bir değişime yol açmıyor anlaşılan. Olaylara Amerika eksenli bakmaktan öte gidemiyor. Bu kadar anlattığıma bakmayın. Bu konuda biraz eleştirel yaklaşsam da kitabı bir çırpıda okuduğumu itiraf etmeliyim.

Sonra fark ettim ki Robert Langdon aslında bildiğimiz bir hikayenin baş kahramanı ile çok benziyor. Bazı nüanslar dışında nerdeyse  kitap ile aynı senaryoya sahip bir film izledim diyeceğim ama sonra hevesiniz daha da kaçacak. Bu filmi de bir sonraki yazıya bırakıyorum.

Kitabın genel olarak konusu Mason’luk ve Mason Kardeşlerinin sırları ile gizli. Mason’lar Amerika’nın kurulmasında büyük rol oynamışlar ve sakladıkları gizli sırları bu zaman kadar büyük bir gizlilikle korumuşlardır. Halen Dolar’ın üstündeki simgelerden gizli şifreler çıkarıldığı iddia edilen e-postalar posta kutumuza ara sıra uğruyor. E biraz da Mason propagandası yapıyor diyebilirim. Kitapta Mason Kardeşlerinin aslında kutsal bir görevi üstlenerek sırları taşıdıklarından dem vuruyor.

Kitabı okurken üzüldüğüm bir nokta var ki o da İstanbul Kartal Cezaevi’nin adının kötü bir hadise ile anılıyor olması. Maalesef ki Türk’leri barbar ve paragöz olarak göstermek için ufak bir kalem oynatmanın ne kadar kolay olduğu bize gösteriyor Dan Brown.  Bu kitabın dünyanın çok satan yazarlarından birinin kitabı olduğu söylemeye gerek yok sanıyorum.

Vel hasılı bu kitabı da “Da Vinci Şifresi” ve “Melekler Ve Şeytanlar” filmi gibi beyaz perdeye yakın zamanda taşınıp büyük bir hasılat elde etmek üzere misyonunu tamamlayacak. Biz de kendi çapımızda dünyanın en çok satanlar listesindeki kitabı okumakla boş gurur yapacağız. Anladım ki o kadar hayranı olunacak bir tarafı yokmuş. Hele de İskender Pala’yı okuduktan sonra…..

Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk

2

03-01-2010 | uyuyang | Kitap

Ger ben ben isem nesin sen ey yar
Ver sen sen isen neyim ben-i zâr
”  (Fuzuli)
İşte dünyanın anlamını açıklayan iki dize. Yok daha ötesi. Üstad Fuzuli bu dizleri yazarken, Mecnun’un yaşadıklarını mı yoksa kendi  hissettiklerini mi dillendirdi bilinmez ama ben her okuyuşumda kendimden geçerim.
Bir başka üstad daha var ki o da, Leyla ile Mecnun’un hikayesini Fuzuli’nin gazellerinden yola çıkarak bir roman haline getirip bizlere bu müthiş duygu fırtınasını yaşatan İskender Pala. “Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk”  adlı, 2003 yılında ilk basımını gerçekleştirmiş olduğu halde ancak 2009’un son ayında okuma fırsatı bulduğum bu kitabın, size benimle ilgili olan kısmını anlatayım önce. Read the rest of this entry »