<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Uyuyang &#187; Kitap</title>
	<atom:link href="http://www.uyuyang.com/kategori/kitap/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.uyuyang.com</link>
	<description>Don't be sleepy</description>
	<lastBuildDate>Tue, 25 Oct 2011 10:27:40 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>&#8220;Katre-i Matem&#8221; Bir İskender Pala Romanı</title>
		<link>http://www.uyuyang.com/katre-i-matem-bir-iskender-pala-romani/</link>
		<comments>http://www.uyuyang.com/katre-i-matem-bir-iskender-pala-romani/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Apr 2010 17:53:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>uyuyang</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[İskender Pala]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul'da lale zamanı]]></category>
		<category><![CDATA[Katre-i Matem]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap incelemesi]]></category>
		<category><![CDATA[lale]]></category>
		<category><![CDATA[lale devri]]></category>
		<category><![CDATA[lale romanı]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.uyuyang.com/?p=773</guid>
		<description><![CDATA[Bir kitabı İstanbul&#8217;da laleler açtığında okumak hiç bu kadar manidar olmamıştı. Lalenin hikayesini, güzelim İstanbul&#8217;un her taşında hissettirebilmek, yaşatabilmek. Bu okuduğum İskender Pala&#8217;nın romanı. &#8220;Katre-i Matem&#8221;. Kitabın başında denildiğine göre adı geçen romanda anlatılan hikaye, eski bir el yazmasının modernize edilmiş hali. Yani hikayenin asıl sahibi aslında meçhul gibi görünüyor. Ancak daha sonra İskender Pala&#8217;nın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a rel="attachment wp-att-772" href="http://www.uyuyang.com/katre-i-matem-bir-iskender-pala-romani/katrei-matem/"><img class="size-full wp-image-772 alignleft" title="katrei-matem" src="http://www.uyuyang.com/wp-content/uploads/2010/04/katrei-matem.jpg" alt="" width="375" height="375" /></a></p>
<p>Bir kitabı İstanbul&#8217;da laleler açtığında okumak hiç bu kadar manidar olmamıştı. Lalenin hikayesini, güzelim İstanbul&#8217;un her taşında hissettirebilmek, yaşatabilmek. Bu okuduğum İskender Pala&#8217;nın romanı. &#8220;Katre-i Matem&#8221;. Kitabın başında denildiğine göre adı geçen romanda anlatılan hikaye, eski bir el yazmasının modernize edilmiş hali. Yani hikayenin asıl sahibi aslında meçhul gibi görünüyor. Ancak daha sonra İskender Pala&#8217;nın yaptığı açıklamalardan öğreniyoruz ki tüm kurgu kendisine aitmiş. Bu tür bir girizgah yapmasının sebebini ise kendisi şöyle açıklıyor;</p>
<p>&#8220;Tarihî romanların okuyucusu bilhassa diyaloglarda tarihî cümleler veya eski tarz bir anlatım arayabilir. Bu durumda o dilin eski kelimelerini bilmeyen kitleye kendinizi kapatmanız söz konusudur. Oysa tarihimizi en ziyade öğrenmesi gerekenler, gençlerimizdir. Benim gündelik dilimi bile ağır bulan bir gençlik yaşıyor. Bu yüzden bulduğum elyazmasını yalınlaştırarak romanın dil sorununu çözmeye çalıştım.&#8221;<span id="more-773"></span></p>
<p>En az &#8220;Babil&#8217;de Ölüm İstanbul&#8217;da Aşk&#8221; romanı kadar etkileyici olan Katre-i Matem ile aralarında kıyaslama yapmak pek doğru değil ama şahsi kanaatimi belirtmeden edemeyeceğim. &#8220;Katre-i Matem&#8221; hikaye odaklı olduğundan olsa gerek sade bir dil ile anlatılmış. &#8220;Babil&#8217;de Ölüm İstanbul&#8217;da Aşk&#8221;ta ise ağdalı bir dil kullanıldığı için bazı satırları tekrar tekrar okumak bile yetersiz kalabiliyor. Ancak uzun zamandır özlemini çektiğim, hasret kaldığım yazıları İskender Pala ile buldum diyebilirim. Bu satırları okur mu bilmem ama kendisine buradan şükranlarımı sunarım.</p>
<p>Katre-i Matem&#8217;in göze batan en önemli özelliklerinden birisi &#8220;derkenar&#8221; olarak minik hikayecikleri de barındırıyor olması. Bu hikayelerin bir kısmı daha evvel karşımıza Babil&#8217;de Ölüm İstanbul&#8217;da Aşk adlı romanda çıkmıştı.</p>
<p>Romanın baş kahramanı Kara Şahin gerdek gecesinin sabahında sevdiği kadını, Nakşıgül&#8217;ü kaybediyor. Elinde kalan ise bir lale soğanı oluyor. Bütün hikaye bu lale soğanının etrafında dönüyor. Bu kitabı okuduktan sonra, İstanbul&#8217;da lale zamanı geldiğinde bir başkalık farkediyor insan. Bugüne kadar belki de sadece bir çiçek olarak baktığım &#8220;lale&#8221;nin bir devre adını verdiğini ve o devirde ihtişamın ve sefaletin aynı zamanda koyun koyuna yattığını ve yitirdiğimiz lale kültürünün aslında ne kadar önemli olayların mihenk taşı olduğunu farkediyorum. Her şeye rağmen Lale&#8217;nin İstanbul ile ne kadar bütünleşmiş olduğunu da gözden kaçırmamak gerek.</p>
<p>İnsanın İstanbul&#8217;un sokaklarını adım adım gezesi, göresi geliyor. Kütüphaneler dolusu tarih kitaplarını deviresi geliyor. Bir aşk romanı olan Katre-i Matem aynı zamanda sürükleyici bir polisiye roman da sayılabilir. Çözülmesi gereken bir cinayet ve kavuşması gereken aşıkların çilesi içiçe anlatılmış.</p>
<p>Her yönden başarılı bir roman sayılabilir. Kimi eleştirmenler tarafından kahramanaların tasvirlerinin yetersiz olduğu vurgulansa da, bana göre hikayenin içine serpiştirilmiş tasvirler yeterince göz dolduruyor. Her kahramanın hayali gözümün önünde.</p>
<p>Son olarak bu kitabı henüz okumadıysanız, hala laleleri görebiliyorken hemen okumalısınız.<br />
İskender Pala ile Katre-i Matem üzerine yapılan bir söyleşiyi okumak için lütfen <a href="http://www.altsayfa.com/edebiyat/makaleler/167-katre-i-matem" target="_blank">tıklayınız</a>.</p>

<p class="sayac_bilgi"></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.uyuyang.com/katre-i-matem-bir-iskender-pala-romani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kayıp Sembol(Lost Symbol)-Dan Brown</title>
		<link>http://www.uyuyang.com/kayip-sembollost-symbol-dan-brown/</link>
		<comments>http://www.uyuyang.com/kayip-sembollost-symbol-dan-brown/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Jan 2010 17:51:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>uyuyang</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Angels And Demons]]></category>
		<category><![CDATA[Da Vinci Code]]></category>
		<category><![CDATA[Da Vinci Şifresi]]></category>
		<category><![CDATA[Dan Brown]]></category>
		<category><![CDATA[Kayıp Sembol]]></category>
		<category><![CDATA[Lost Symbol]]></category>
		<category><![CDATA[Melekler Ve Şeytanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.uyuyang.com/?p=598</guid>
		<description><![CDATA[Bir süre önce okumaya başladığım Lost Symbol(Kayıp Sembol)’u dün nihayet bitirdim. Ancak hemen söylemeliyim ki okumak için hevesi olanlar yazıyı biraz dikkatli okusunlar. Sonra Uyuyang benim keyfimi niye kaçırdın demeyin! Bundan önce yazarın tüm romanlarını okuduğumu da söylemeliyim. Da Vinci Code(Da Vinci Şifresi) ve Angels And Demons (Melekler ve Şeytanlar) adlı romanlarında baş kahraman olarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a rel="attachment wp-att-599" href="http://www.uyuyang.com/kayip-sembollost-symbol-dan-brown/kayip-sembol/"><img class="size-full wp-image-599 alignleft" title="kayip-sembol" src="http://www.uyuyang.com/wp-content/uploads/2010/01/kayip-sembol.jpg" alt="" width="150" height="227" /></a>Bir süre önce okumaya başladığım Lost Symbol(Kayıp Sembol)’u dün nihayet bitirdim. Ancak hemen söylemeliyim ki okumak için hevesi olanlar yazıyı biraz dikkatli okusunlar. Sonra Uyuyang benim keyfimi niye kaçırdın demeyin!<br />
Bundan önce yazarın tüm romanlarını okuduğumu da söylemeliyim. Da Vinci Code(Da Vinci Şifresi) ve Angels And Demons (Melekler ve Şeytanlar) adlı romanlarında baş kahraman olarak okuduğumuz bir simge bilim profesörü Robert Langdon, Kayıp Sembol’de de yine başrolde. Olmazsa olmaz bir  bayanla birlikte tabi ki. Bu bayan bu defa bir fizik akademisyeni. Noetik adlı bilim ile uğraşan,hatta bu bilimin öncüsü sayılan, insan beyninin kullanılamayan kısmı ile alakalı deneyler yapan, gözle görülemeyen gizemli varlıkların da bir maddesel kütlesi olduğunu ispatlamaya çalışan bir profesyonel. Ağabeyi Peter ise Mason Kardeşliğinde en üst düzeyde bulunan bir Mason. Aynı zamanda Robert Langdon’ın yakın bir arkadaşı.</p>
<p>Olayın kurgusu yine ustalıkla tasarlanmış. Ancak Dan Brown’un atladığı bir şey var. Sanıyorum artık insanların değişimi arzuladıklarını ve aynı döngülerin tekrarlarından çabuk sıkıldıklarını unutmuş. Özellikle bilginin herkesin ulaşabileceği kadar açık olduğu bir dünyada yaşıyorken bilgi bombardımanı yapmaya çalışmak bazen sıkıcı olabiliyor. Bir de her Amerikalı’nın hayali olan Amerika’yı kurtarma düşüncesi onu da esir almış anlaşılan. Her kitabında bir tehlikedir gidiyor. Global bir dünyada yaşıyorken, Hereos ve Lost gibi dünyanın en çok izlenen ve sevilen dizilerinde bile karakterlerin dünyanın her yerinden her ırkından seçilmiş olması Dan Brown tarafında pek bir değişime yol açmıyor anlaşılan. Olaylara Amerika eksenli bakmaktan öte gidemiyor. Bu kadar anlattığıma bakmayın. Bu konuda biraz eleştirel yaklaşsam da kitabı bir çırpıda okuduğumu itiraf etmeliyim.</p>
<p>Sonra fark ettim ki Robert Langdon aslında bildiğimiz bir hikayenin baş kahramanı ile çok benziyor. Bazı nüanslar dışında nerdeyse  kitap ile aynı senaryoya sahip bir film izledim diyeceğim ama sonra hevesiniz daha da kaçacak. Bu filmi de bir sonraki yazıya bırakıyorum.</p>
<p>Kitabın genel olarak konusu Mason’luk ve Mason Kardeşlerinin sırları ile gizli. Mason’lar Amerika’nın kurulmasında büyük rol oynamışlar ve sakladıkları gizli sırları bu zaman kadar büyük bir gizlilikle korumuşlardır. Halen Dolar’ın üstündeki simgelerden gizli şifreler çıkarıldığı iddia edilen e-postalar posta kutumuza ara sıra uğruyor. E biraz da Mason propagandası yapıyor diyebilirim. Kitapta Mason Kardeşlerinin aslında kutsal bir görevi üstlenerek sırları taşıdıklarından dem vuruyor.</p>
<p>Kitabı okurken üzüldüğüm bir nokta var ki o da İstanbul Kartal Cezaevi’nin adının kötü bir hadise ile anılıyor olması. Maalesef ki Türk’leri barbar ve paragöz olarak göstermek için ufak bir kalem oynatmanın ne kadar kolay olduğu bize gösteriyor Dan Brown.  Bu kitabın dünyanın çok satan yazarlarından birinin kitabı olduğu söylemeye gerek yok sanıyorum.</p>
<p>Vel hasılı bu kitabı da “Da Vinci Şifresi” ve “Melekler Ve Şeytanlar” filmi gibi beyaz perdeye yakın zamanda taşınıp büyük bir hasılat elde etmek üzere misyonunu tamamlayacak. Biz de kendi çapımızda dünyanın en çok satanlar listesindeki kitabı okumakla boş gurur yapacağız. Anladım ki o kadar hayranı olunacak bir tarafı yokmuş. Hele de İskender Pala’yı okuduktan sonra…..</p>

<p class="sayac_bilgi"></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.uyuyang.com/kayip-sembollost-symbol-dan-brown/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Babil&#8217;de Ölüm İstanbul&#8217;da Aşk</title>
		<link>http://www.uyuyang.com/babilde-olum-istanbulda-ask/</link>
		<comments>http://www.uyuyang.com/babilde-olum-istanbulda-ask/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 03 Jan 2010 00:42:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>uyuyang</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Fuzuli]]></category>
		<category><![CDATA[Gazel]]></category>
		<category><![CDATA[İskender Pala]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.uyuyang.com/?p=567</guid>
		<description><![CDATA[“Ger ben ben isem nesin sen ey yar Ver sen sen isen neyim ben-i zâr”  (Fuzuli) İşte dünyanın anlamını açıklayan iki dize. Yok daha ötesi. Üstad Fuzuli bu dizleri yazarken, Mecnun’un yaşadıklarını mı yoksa kendi  hissettiklerini mi dillendirdi bilinmez ama ben her okuyuşumda kendimden geçerim. Bir başka üstad daha var ki o da, Leyla ile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a rel="attachment wp-att-569" href="http://www.uyuyang.com/babilde-olum-istanbulda-ask/babilde-olum-istanbulda-ask/"><img class="size-medium wp-image-569 alignleft" title="Babilde olum istanbulda ask" src="http://www.uyuyang.com/wp-content/uploads/2010/01/Babilde-olum-istanbulda-ask-194x300.jpg" alt="" width="194" height="300" /></a>“<em>Ger ben ben isem nesin sen ey yar<br />
Ver sen sen isen neyim ben-i zâr</em>”  (Fuzuli)<br />
İşte dünyanın anlamını açıklayan iki dize. Yok daha ötesi. Üstad Fuzuli bu dizleri yazarken, Mecnun’un yaşadıklarını mı yoksa kendi  hissettiklerini mi dillendirdi bilinmez ama ben her okuyuşumda kendimden geçerim.<br />
Bir başka üstad daha var ki o da, Leyla ile Mecnun’un hikayesini Fuzuli’nin gazellerinden yola çıkarak bir roman haline getirip bizlere bu müthiş duygu fırtınasını yaşatan İskender Pala. “Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk”  adlı, 2003 yılında ilk basımını gerçekleştirmiş olduğu halde ancak 2009’un son ayında okuma fırsatı bulduğum bu kitabın, size benimle ilgili olan kısmını anlatayım önce.<br />
Henüz eşimin de öğrenci olduğu dönemlerde, ev arkadaşımın ve onun da şimdiki eşinin edebiyat fakültesinde okuyor olmasından ötürü gazellere ve dahi zaman zaman çekimser kalarak sohbetlerini dinlediğim İskender Pala’ya bir hayranlığım vardı. Evimizde bir çok eseri olduğu halde, o dönem henüz bir roman yazmadığı için kendisi okuma fırsatı bulamamıştım. Ancak her ne kadar diğer eserlerini okumamış olsam da sık sık adı anıldığı için kendisi hakkında fazlasıyla malumatım vardı. 2003 yılında ilk romanı çıktığında, sözüm ola edebiyatçılardan daha fazla heyecanlandım nedendir bilinmez. Ancak kendi kitaplarımın pahada da yükte de ağır olmasından dolayı bir türlü fırsat bulup da alamadığım o ilk romanı, geçtiğimiz aylarda açılmış bir tezgâhta yarı fiyatına satılan kitaplar arasında görünce dayanamayıp ilk ve son romanlarından alıverdim. Aldım almasına ama heyecandan kitaba başlayamadım. Benim için oldukça değerli olan bu kitabın sayfasının dahi kıvrılmasından korktuğum için her yerde okuyamadım.<span id="more-567"></span><br />
Kitaba başladıktan sonra ise bitmesin diye her gün biraz biraz okudum. Şimdiye kadar okuduğum hiçbir kitaba benzemiyor. Bir masal alemine daldım ve uzun süre çıkmak istemedim. Kitabın konusu ‘AŞK’. Aşkın getirdiği elem. Kitapta elem yazılış itibariyle L&amp;M şeklinde yazılmış. Hem LEYLA ve MECNUN, hem  elem anlamıyla kullanılmış. Aşkın anlamını yitiren mecnun aslında aşkı bulmuş. Ama Leyla ile değil. Aşkın içinde kaybolarak. Bu konuda üstad kadar efsunlu sözlerim yok ama duygularım var.<br />
Kitabın konusuna gelince; aslında çok da fazla anlatılmaması gereken, insanın kedisinin okuyup yorumunu da kendi iç dünyasında yapması gereken bir kitap bu. Ama yine de ufak ufak değinirsek, Akeldan adlı bilgenin sırlarını Fuzuli’ye aktarıp kendini zehirlemesiyle başlıyor. Bu sırlar öyle sırlar ki hem bilimin yolunu aydınlatıyor, hem de dünyanın en geniş hazinelerini kapısını açıyor. Fuzuli’de bu sırları şaheserine gizliyor. Roman bu sırların elde edilmeye çalışılmasını konu alıyor. Bu süreç içinde sırların saklandığı eser ise bize yaşadıklarını kendi dilinden anlatıyor. Gezdiği, tanıştığı ne kadar değerli ve değersiz insan varsa tarihte,  kimine haddini bildiriyor, kimine ise saygıda kusur etmiyor. Ama bütün bunları sadece bizimle paylaşıyor. Bütün sırlarını bize açıyor. Mecnun yerine, bu kitap, bize aşkın elemini anlatıyor, aşkın acılarını kitap çekiyor.<br />
Konusu hakkında daha fazla şey yazmak istemiyorum. Lakin sizlere sonunu anlatırım diye korkuyorum. Meselenin aslına gelelim. Bu kadar bilgiyi taşıyor olması İskender Pala’yı biraz daha yüceltiyor. O okuduğu tarih kitaplarını o kadar güzel bir kurguyla romanında birleştirmiş ki oturup bütün tarih kitaplarını bir çırpıda okumak geçti içimden. Diğer yandan Osmanlı tarihinde yaşayan insanların bir insan olduğunu bize ağdalı diliyle-sade diyemiyorum dersem hakaret olur diye çekiniyorum- gayet açık bir şekilde göstermiş.  Her zaman, geçmişte yaşamış ve tarihe adını yazdırmış olan insanların bir süre sonra insan olduklarını unutup onları kusursuz hale getirmek ya da yerin dibine sokmak insanoğlu adeti olmuş bir kere.<br />
<a rel="attachment wp-att-568" href="http://www.uyuyang.com/babilde-olum-istanbulda-ask/iskender-pala/"><img class="size-full wp-image-568 alignleft" title="iskender pala" src="http://www.uyuyang.com/wp-content/uploads/2010/01/iskender-pala.jpg" alt="" width="150" height="154" /></a>Dan Brown sevdiğim bir yazardır. Şimdiye kadar çıkarmış olduğu bütün romanlarını okudum. Hatta şu an son romanı Kayıp Sembol’ü okuyorum. Bir yandan neden bizde böyle yazarlar çıkmaz ki diye hayıflanırken meğer biz okumazmışız. Kitabı okurken bir film olmasını ve kitap okumayı sevmeyen yeni nesillerin de bu hikayeyi öğrenmelerini istedim. Hem İskender Pala’nın varlığından haberleri olsun hem de Fuzuli gibi bir şairimiz olduğunu ve okunmaya değer sayfalarca gazeller olduğunu bilmeliler. Bilmeli ve okumalılar.<br />
Sevgili L&amp;M sana olan borcumu ödemek için bu yazıyı yazdım.<br />
“<em>Bu şehr-i Sitanbul ki bî-misl U behâdır<br />
Bir sengine yek-pâre Acem mülkü fedadır</em>”  (Nedim)</p>

<p class="sayac_bilgi"></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.uyuyang.com/babilde-olum-istanbulda-ask/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

