web stats Add to Technorati Favorites rss ile takip edin

Stres azaltmak için köyünüze gidin

KöylüAnne tarafımdan biraz köylü sayılırız. Her ne kadar anneannem 30 yılını yalnız olarak köydeki evde geçirse de o vefat ettikten sonra benim için köy ıssız bir hale gelmeye başladı. En son ne zaman köyümüze gittiğimi bile hatırlayamıyorum şu an. Geçenlerde her nedense toprağa ayak basınca köyü hatırladım. Yaz tatilimi köyde geçirdiğim yılı hatırladım. İnsanlar yaptıkları işten aslında o kadar memnunlar ki,  şehir hayatı yaşayanların neden bir süre kaçıp dinlenmek için kırsal alanı seçmek istemelerini anlamak çok zor değil. İneklerinin sağlıkları onlar için her şeyden önemli. Kendilerinin yemedikleri bir yemeği hayvanlarına da yedirmezler. Çünkü onlar ekmek kapıları. Her gün özenle sabah erkenden kalkıp (öyle bizim gibi 7-8 değil) önce onların yattıkları yerleri temizlerler. Yalaklarının suyunu kontrol  ederler. Sırtmaça emanet edip akşam dönüş yollarını dört gözle beklerler. Bahçedeki ekinlerini her gün nerdeyse santim santim ölçüp gerektiğine zirai müdahalede bulunurlar. Onları özenle sulayıp, onlarla konuşurlar. Tarlası olanlar sabahın erken saatinde gidip çalışmaya başlar. İş onlar için gecenin bir yarısı bile bitmez. Birçok köyde henüz kalkınma olmadığı için bazı evlerde mutfak yoktur. Dışarıda avludaki çeşmenin başında bulaşıklar yıkanır. Çamaşırlar çitilenir. Çamaşır makinesi mi? Durun henüz yeni yeni edinmeye başladılar. Rahmetli anneannem sağlığında bir çamaşır makinesi göremedi. Ama ne zaman evine gitsek hiç kirli çamaşırı olmazdı. Ve her şey o kadar tertipliydi ki, 80 yaşında bir kadının bu kadar hamarat oluşuna şaşardınız. O her zaman bize sabahın erken saatinde kalkıp mis gibi kahvaltılar hazırlar, bütün gün işlerini halleder, akşam da yemekte nefis köy yemekleri çıkartırdı. Ne dede ne de babaannemi net hatırlayamadığım için eli öpülesi tek büyüğüm oydu. Allah mekanını cennet etsin.

Gelelim şehir hayatına. Öyle stres dolu, öylesine hızlı bir yaşam. Çoğu zaman ailemize ayıracak zaman fırsatı bile bulamıyoruz. Sabah erken kalksak da  gecenin yorgunluğunu atamadığımız için güne 1-0 yenik başlıyoruz. Yollarda trafik bizi 2-0 yenik duruma düşürüyor. Trafikten dolayı işe geç kalma stresi arayı açıyor. Geç kaldığınızda patronun sözleri, işin ağırlığı, yazışmalar, telefon trafiği, akşam eve dönüş trafiği, eve geldiğinizde( her iki ebeveyn de çalışıyorsa) yemek telaşı, çocukların dersleri, yıkanmamış, ütülenmemiş çamaşırlar, akşam dizilerdeki entrikaların sizde oluşturduğu gerginlik ve biten başka bir gün daha. Ertesi güne de aynı şekilde başlanıldığından dolayı stres azalmak yerine yükselen bir hızla artmaya devam ediyor.

Ben çalışmadığım halde eşimin her gün işe gidip geliyor olması bana yetiyor. Onun stresi ister istemez size de yansıyor. Az değil haberlerde oks stresi yüzünden kalp krizi geçiren çocukların sayısı. Büyüklerin hastalıkları da bitmez bir halde. Çevremde depresyon ilacı  kullanan en az 10 kişi sayabilirim. Deliler çoğaldı. Akılsını bulmak zor. Bense depresyon geçiren birinin ilaç kullanmak yerine bir tatil yapmasını tercih ederim. Bu konuda doktorlara bırakmak gerekir kararı ama, hayatımızda yaşadığımız yoğunluğun yükünü biraz olsun azaltmakta da fayda var. Gidin köyünüze 1 hafta 10 gün tatil yapın. Bir köyünüz yoksa bile bilmediğiniz bir köye gidin. Köylümüz o kadar mutlu olur sizi ağırlamaktan ki, memnuniyetinizden  onlar daha da hoşnut olur. Her zaman misafirperver bir millet olduğumuzu söyleriz ama şehirde yaşayanlar bunu ne anlama geldiğini unutmuş olabilir.

Akşam oturmağa gelir misafir komşular. Bütün gün işten güçten yorulmuşsunuz zaten, bir de onlara çaydı kahveydi, bittiğiniz ana yaklaşırsınız. Dizilerin kritiklerinden tutun da bakkalın yeni aldığı ayakkabıya kadar konuşulacak neler bulmuşlardır öyle bir solukta. Yavaştan başlarsınız laf atmaya “bizim ki de erkenden uyur”, “çocuklar sabah erken kalkamıyor, servise yetişemiyorlar”,” bugün o kadar yorucuydu ki kafamı koysam anında uyurum”. Eh biraz izan sahibi ise karşınızdaki daha ilk cümlenizden anlar ne demek istediğiniz ve “ geç oldu beeeey hadi kalkalım artık” der.  Ha bazıları da anlamaz o ayrı. Böylelikle komşularla da aranız açılır. Evden işe işten eve sıkışıp kalırsınız hayatta.

Sonra rahatlatıcı çaylar, stres azaltan sporlar başlar. Bu bir çare değil. Olsa olsa anlık geçici çözüm olabilir. İyisimi senede en az 3 kez şöyle alıp başınızı gitseniz kimselere bir şey demeden.


RSS 2.0 ile takip edin. Geri İzleme yapın.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

“Stres azaltmak için köyünüze gidin” için 4 Yorum

  1. 3 kez yetmez aslında da keşke o kadarını da yapabilsek! Çok güzel betimlemiş, çok güzel tespit etmişsiniz meseleyi. Elinize sağlık. Ancak yaşam öyle bir raddeye gelmiş ki, 3 değil 30 defa gitsek-gelsek de sanrım sonumuz belli. Bu koşturmaca içindeyiz. Kendimiz çıkmaya çalışsak bile ailemiz için kalıyoruz.

  2. Tatile giderken -eğer arabayla yurtiçinde bir yerlere gidiyorsak- babam özellikle köylerden geçirmeye çalışır bizi. Bizim bu taraflarda köy yok sanırsam. Yani sanırsam deme sebebim de şu: Annemin doğup büyüdüğü yerin bile bir belediye başkanı var. Arabaya binip de Keşan tarafına kadar gittiğimiz de ise görünen “köy” ler benim kafamdaki köy kavramımdan oldukça uzak. Tatile giderken içinden geçebildiklerimiz de zaten yolun kenarında olmaları avantajını sonuna kadar kullanıyorlar. Benim köy kavramıma uyan “orda bir köy var uzakta” olanlar. Hani yoldan geçerken uzaktan gördüklerim. Fakat yine de ben bu büyük şehir curcunasını inanılmaz seviyorum. Bu curcuna içinde doğdum çünkü yani galiba vücudum otomatik olarak direnç kazanıyor. Az biraz seksenler, orta derece hatırlanan hatıralarla doksanlar ve alabildiğine bir ömürce yirmi birinci yüzyıl… Bu sebepten seviyorum yaşadığım şehri. Trafik sıkışıklığına, düzensizliğine, garip insanlarına, kirli havasına… Her iş çıkışı saatlerinde ve genelde bayramlarda toplu taşıma araçlarında gördüğüm tonla insana ve kendime ” bu kadar insan nerede yaşıyor?” diye sormama. Gün geçtikçe kent-> köy haline biraz daha yaklaşan içinde garip bir ironi bulunduran bir yandan teknolojiye son hızla giderken yaşadığım semtte gördüğüm iç göçüş ürünü insanlarına…
    Köy bana fazla :)

  3. Yerden göge kadar haklısın uyuyang.’Benim köyüm’ diyebileceğim bir köyüm olsaydı da şehirde yaşamak zorunda kalmasaydım. Maalesef şehirde doğup,büyümüşüm.Bazen düşünüyorum da köyde doğup yaşamak zorunda olsaydım o zamanda şehir özlemi içinde yanıp tutuşanlardan olur muydum?Anlattığın o güzellikleri hissedebilmek için şehrin girdabında yoğrulmuş olmalı insan.Kısa bir zaman önce torbalının bir köyünde can dostumun ziyaretine gitmiştim.3 gün sonra dönerken dolmuşta ağlıyordum…Ve anladım ki: köy,şehir,ülke….yeri yer yapan can dostlarıymış.o can yoldaşlarından biride doğuda.Eğer istersek şehrin göbeğinde de köyün sıcaklığını yaşatabiliriz.Haksız mıyım uyuyang?

  4. yazına bayıldım.pek yorumda yazamam ama hayretle ve ibretle yazılarını okuyorum eşine selamlar.görüşmek üzere ALLAHA emanet olun.

Yorumunuzu Yazın