Üniversiteden Neden Atıldım?



Ben size okulumdan bahsetmedim değil mi? Atıldığım okulumdan! O zaman en başından başlayalım.

Ben daha küçücük bir kızken Alpullu Şeker İlkokuluna başladım. O zamanlar henüz fasulye ve çubuklarla yazı çizi derslerine devam ederken Sevgili Öğretmenim Mustafa Tanrıverdi bir gün derste tebeşir kutusunu açarken içinden 2 tebeşir düşürmüş. Sınıfın tümüne sormuş kutuda kaç tebeşir kaldı diye? Bütün sınıf etrafına bakınırken ben 3 cevabıyla 10 puanı kapmışım. –miş’li anlattığıma bakmayın ben hatırlamıyorum annem anlattı. İşte o gün öğretmenim annemi çağarmış ve kızınız çok zeki, artık onun için okula gelmenize gitmenize gerek yok demiş. O günden sonra dediği gibi de oldu. Başarılı bir öğrenim hayatı sürdürdüm taaa Liseyi bitirene kadar. Ve öğretmenim sözünü dinleyen annem toplantılara falan arada övgüler duymak için gelirdi. Bu zaman zarfında evde ödev yaptığımı hatırlamıyorum. Hele ders hiç çalışmazdım. Üniversite hazırlık aşamasında ise neredeyse tüm vaktimi ders çalışmaya ayırıyordum. Eh onca yılın acısını bir senede çıkardım tabii.

Ancak ailemle çelişkiye düştüğüm bir nokta vardı ki o da tercih meselesi. Onlar Ağabeyim okuduğu şehre “Ankara’ya” gitmemi istiyorlardı. Ben ise tamamen özgür olabileceğim bir başka şehre gitmeyi istiyordum. Bunun neticesinde sınavda boş kağıt verip çıktım. Sınav sonucu geldiğinde hem ben, hem de ailem fazlasıyla üzüldük. Tabi ertesi yıl onlar da artık beni rahat bırakmaya karar verdiler. Ben de onların bu cefakarlıklarına karşılık yine çok çalıştım. Ve Ege Üniversitesi Gıda mühendisliğini sanıyorum ilk 10’un içerisinde olarak kazandım.

“Büyük sözü dinlemeyen ulur”, diye bir söz vardır. Ne kadar doğru olduğunu yaşarak öğrenmek sanırım en acısı. İşler buradan sonra biraz kötüleşmeye başladı. Ders çalışmaya alışık olmayan bünyem yine aynı şekilde başarabileceğini düşündü. Henüz hazırlık yılında bile sınıfta kalma tehlikesiyle karşılaştım. Neyse ki kurtarma sınavlarında başarılı oldum. Bilgisayar mühendisliğini kazanamamış olmamın verdiği hırsla bir internet kafede çalışmaya başladım. Bilgisayara donanım aşamasından direk girince dersleri askıya almaya başladım. Ne de olsa bir daha ki yıl toparlarım düşüncesiyle yıllar yılları kovaladı. Ben hala o hafta hangi filmler vizyona girecek diye heyecanlanma peşinde idim. İyiki diziler o dönemde bu kadar erişilebilir değildi. Yoksa küllüm okul hayatı bitecekti. Gel zaman git zaman eve de bilgisayarı alınca küçük oyunlar dönemi başladı. Nerdeyse o dönem ornamadığım rekorunu kırmadığım oyun kalmadı. Hala içimde uhdesi kalan bir oyun var ki sormayın. “Supoplex” oynayanlar bilir ne illet olduğunu. 111 levelden oluşuyor. 3 level kaldı ama ne zaman biter bilmiyorum. Hatta oyunu bitirirsem Selçuk Hoca bana bir hediye bile alacak. Söz verdi. Bak oyun deyince yine aklım başından gitti. Nerde kaldık? Heh oyunlar. İşte o oyun senin bu oyun benim. Gelsin “multiplayer”lar gitsin “death match”ler… okul hala askıda. Arada sınavlara gidiyorum tabi. Ama bir gün sonra. Sınav tarihlerini bile yanlış alıyorum artık varın siz düşünün. Aradan 4 yıl geçmiş ve dönem arkadaşlarım bitirme tezi almaya başlamışlardı. İşte o günlerde kafama dank etmeye başladı. Depresif bir dönemin ışıkları yanmaya başladı… Ders çalışmak için bahaneler üretmeye başladım. Lavaboda tek bardak bile benim ders çalışmam için büyük bir engel olmaya başladı. Kendime verdiğim sözleri tutmamaya alışmıştım ne de olsa. 1 hafta final tatili vardı. Ne gerek vardı ki daha ilk gününden çalışmaya. Hem dersi takip etmesen ne olur. %30 devamsızlık hakkım var. Kalanında da imza attırırız hallederiz diye düşünüyordum. Ama işlerin bu şekilde halledilemeyeceğini öğrenmem için aradan 4 yıl geçmesi gerekiyormuş. Daha sonra kendimi yavaş yavaş toparlamaya başladım. Okula daha sık gider oldum. Hatta ileri zamanlarda hiç devamsızlık yapmadığım dersler bile olmaya başladı. Ödevlere katılım sağlamaya, sunumlarda görevler almaya başladım. Daha çok bilgisayarda hazırlanma kısımlarında yardımcı oluyordum. Ama işin hamuru orda başlıyor zaten :). Gel zaman git zaman hocalar beni ben hocaları tanımaya başladık. Nerdeyse bütün hocalr ismimi öğrenmişti. Bu motivasyonumu arttırıyordu. Bir dönemde aldığım 10 dersten bir ya da iki dersi veren ben daha sonraları her dönem kendime ait rekoru arttırarak 7-8 ders vermeye başladım. Ama yine de son üç yılda gösterdiğim başarı kaçırdığım 4 yılın yerini tutamadı ve acı gerçekle karşılaşmak kaçınılmaz oldu.

Buraya kadar anlattıklarım işin bana bakan yönüydü. Şimdi bir de başıma gelen aksilikler ve yönetim kurulunun düzenleme hatalarından kaynaklanan aksiliklikler silsilesini dinleyin.

Okulun ilk yılında her ne kadar dersleri takip etmesem de az buçuk yarım yamalak bilgilerle 3 ders verdim ilk dönem. Biri bilgisayar diğeri de fizik 1’di. İsmini veremeyeceğim bir başka dersten vize notum 70 final notum ise 55’ti. Ancak not listelerinde adımın karşısında “başarılı” yazdığı için geçmem gerek notun 60 olması gerektiğini bildiğim halde vardır hocanın bir bildiği deyip sevinç nidaları atarak ilk dönemim bitişini kutladım kendimce. Okulda 1-3 sistemi mevcuttu o dönem. Yani eğer 3. Sınıfa geldiğinde 1. Sınıftan dersin varsa 3. Sınıf derslerini alamıyordun. Ve ben de tek ders sınavı hakkımı kullanarak dilekçe verdim. Dilekçem kabul edilmemiş ve görüşme için öğrenci işlerine çağrılmıştım panoda asılan küçük post-it notuyla. Gerekçe olarak benim tek dersim değil 2 dersimin kaldığını söylediler. Yani 3 yıl boyunca hadi ben saftım çömezdim. Sistemi anlamaya çalışıyordum. Peki hoca da mı çömezdi? Öğrenci işleri notları bilgisayara aktarırken bir yanlışlık olduğunu görmezden mi geldiler? Gereken görüşmeler yapılmış ve hoca “senin hatan takip etseydin” diyerek, bir başka öğrenciye aynı durumdan ötürü bir sınav hakkı vererek onu kolaylıkla geçirmiş(bir arkadaşın anlattığına göre) beni ise 1-3’e takılmaya mahkum etmişti. O dönem sadece 3 ders alarak zamanımı heba etti. Ve o dönem sonunda yine tek ders sınavına girebilmek için dilekçe verdim. Fakat hoca dünyanın profesörlerini toplasanız o kadar sürede çözülemeyecek sorulara bana sormuş ve beni yine bırakmıştı. Ve ben aynı dersi yaz okulunda alarak bir de para ödemek zorunda kaldım. Sonuç mu o yaz o dersin sayfasını kapattım . Daha sonra 1-3 ‘e takıldığım için bana dediler sen bundan sonra bir alt dönemim programına tabi olacaksın ve yeni sisteme göre derslerini alacaksın. Ve bana bir sürü seçmeli dersi hediye ettiler. Bu dersler o kadar zor dersler değil ancak kredi sorunu oldu için seçmelileri alınca ana dersler sekteye uğradı. Böylelikle 1 yıllık fazladan ders almak zorunda kaldım.

Yeni sisteme tabi oldum olmasına ama yanımdaki adam 30 alıp çan eğrisiyle geçerken ben 59 alıp kalıyordum. Neymiş. Bizim yine 60 almamız gerekiyormuş. Saçmalığın daniskası… sustum. Sesizce okula devam ettim. Seçmeli dersleri verin bakalım dedim. İşte bu sebepler benim okulu zamanında bitirmeme engel oldu. Şimdi olası af söylentilerine kulak kesiliyorum. Bir taraftan da başıma ne işler açılır diye korkuyorum.

Şimdi siz söyleyin suçun hepsi benim mi?

Bütün bunları yazmamın sebebine gelince; bir abla tavsiyesi deyin olsun bitsin.

Çıkarılacak derslere gelince;

-Annenizin babanızın söyledğine kulak verin. Onların tecrübeleri mutlaka sizden fazladır. Sizin göremediğiniz duvarın onların arkasını da görmüş olabilirler.

-Bölümünüzü seçerken dikkatli olun. İstemediğiniz bir bölümü sırf puanınız tutuyor diye tercih etmeyin. Bölüme alışmanız size zaman kaybettirir.

-Kazandığınız bölümü hafife almayın. Üniversite liseye benzemez. Çalışmadan hiçbir dersi geçemezsiniz.
Derslere mutlaka devam edin. Arkadaşlarınızla geçirecek zamanınız mutlaka olacaktır. Üniversiteye okumak için gittiğinizi aklınızdan çıkartmayın.

-Hocalarla her zaman temas halinde olun. Sizi tanımalarını sağlayın. Ve katılabildiğiniz kadar aktiviteye katılın. Akademik olarak tabi :).

-Ders çalışırken arkadaşlarınızla birlikte çalışın. Sizin kaçırdığınız konuyu mutlaka bir takip eden olmuştur. Bilginizi paylaşın.

-Sınavlara çalışmayı ertelemeyin. Unutmayın zaman en değerli kaynaktır. Asla geri gelmez.

-Araştırmaktan korkmayın. Her bilgi yanınıza kar kalır. Bu işime yaramaz demeyin.

-Ve bunların dışında sosyal hayatınızı da beraber yürütmeyi öğrenin. Çünkü okuldan mezun olduğunuzda sizi zorlu bir hayat bekliyor olabilir. En azından edindiğiniz dostluklar size hayatın güzel tatları olarak kalır.

Benden bu kadar. Mezuniyetim söz konusu olduğunda tüm Türkiye davetlidir.



Bu yazıyı paylaş
Paylaş

20 Replies to “Üniversiteden Neden Atıldım?”

  1. Şu yazıda okuduklarım, “af bekleme” kısmına kadar benim hayatımla üç aşağı beş yukarı aynı. Ben de bazı şeyleri anlamakta geç kaldım ama bu dönem okulu bitirmek niyetindeyim. İstemediğimiz bölümleri seçiyoruz, bu doğru ama belki şunu da akla getirmek lazım: Ne istediğimizi biliyor muyuz?

    Ben liseyi bitirdiğimde ne istediğimden çok neyi istemediğimi biliyordum ve istemediklerimi eledim, belki bu yönden bakıldığında bir miktar iyi bir şey yapmışımdır. Ama kalan tercihler yani “istemediklerim”in haricindekiler istediklerimi oluşturmuyor. Mesela küçüklükten beri hastaneleri sevemedim, hastane temizliğinde kullanılan o maddenin kokusu beni depresyona sokmaya yetiyordu, dolayısıyla ne doktorluk ne de eczacılık… Benzeri bir şey istemedim. Biyolojiden ve kimyadan nefret ettim, onları da seçmedim. Bilgisayara meraklıyım diye bilgisayar mühendisliğini seçmek istedim ama şehrine göre istediğim bir yere puanım yetmedi. Haydi o zaman bilgisayara yakındır diye elektronik seçtim. Şimdi görüyorum ki hiç de alakalı bölümler değiller. Üstelik dediğim gibi, o zaman tam olarak ne istediğimizi de biliyor değildik. Bence çoğu lise son öğrencisi de bunun farkında değildir. Şimdiki aklımla sorsalar muhtemelen bilgisayarı bile seçmezdim, hatta sayısal değil eşit ağırlık ya da dil okurdum. Yani kısaca o zaman ne istediğimizi bilecek kadar kendimizi tanıyıp tanımadığımız da bence muallak.

    Diğer yandan çalışmaya alışmak konusu gerçekten çok önemli. Liseyi çalışmadan bitirmiş biri olarak, ben de üniversitede ne yapacağımı şaşırdım, açıkçası o şaşkınlığım hala devam ediyor. Bu bence çevresindekilere nisbeten daha iyi görünen öğrencilerin başına gelen bir şey. Çünkü aile bakıyor, çocukları sınıfta, okulda, dersanade hep iyi durumda. Evde ne kadar ders çalışmasa da, oyunla, filmle, müzikle vs. vaktini geçirse de işler yolunda görünüyor. O yüzden çok da ses çıkarmıyorlar. Ama sonra üniversitede işler değişiyor. Ders çalışmayı öğrenememiş bireyler olarak ortada kalan, ders çalışamadığı için de derslerden kalan öğrenci modeli ortaya çıkıyor. Bunun bir çözümü olmalı ama aklımda şu an buna çözüm olacak bir fikir yok.

    Okuldaki sistem değişmesine gelince. Şu an aynını yaşıyorum. Ben girdiğimde 1-3,2-4 gibi bir sistem, üstüne 60 geçme notu vardı. Vizenin değeri yok gibi bir şey, o yüzden vizeye girmesen bile geçme şansın var. Ama finalde 60 alamazsan her halükarda kaldın, vizen kötüyse finalde birkaç puan daha alman lazım vs. Bu sistem adamı direk tembelliğe götüren bir sistem. Zira vizede sıfır bile alsan finalde 68 alman gerekiyor. Öğrenci aklıyla düşünelim; “Zaten 60 almam gerekiyor, finale biraz daha çalışır 8 puan fazla alırım”. Ama işte vizeye kadar çalışmayan adam, finale de pek öyle çalışamıyor. Sonuç “bir dahaki bahara” bekleniyor.

    1-3,2-4’ün bir özelliği daha var: “düşene bir tekme de sen vur”. Çünkü adam zaten geçememiş, üst sınıftan ders vermiyorsun dolayısıyla bir tekme daha atıyorsun. Bir dersi varsa ne ala, ama iki dersi varsa tek ders sınavına bile girmesine müsade etmiyorsun. Yani tek derse indirmek için bile ümit vermiyor bu sistem.

    Şimdi bizim okulda da sistem değişti, yeni gelenler çan eğrisiyle 33 alıp geçerken, ben 59 alıp kalıyorum. Tamam, 59’la bırakacak kadar zalim hoca görmedim ama 39 alıp kaldığım dersi biliyorum, geçen sene de benzer şekilde 45 alıp kaldığım ders var. Artık sınav sistemlerini bilmeyen hocalar için sınav kağıdına not yazıyorum: “zaten eskidik, bir de siz bırakıp bizi daha fazla eskitmeyin. Diğerlerini 40-50 ile geçirirken bize de “geçiyor” sanıp o notu vermeyin”…

    Ama her şey bir yana, vazgeçmemek çok önemliymiş. Ben geçen seneye kadar son dakikaya kalan sınavlar için “nasılsa çalışmadım bundan sonra da çalışamam” deyip çalışmadığım ya da çalışmadığım için sınava girmekten kaçtığım zamanlarım oldu. Ama bu sefer malum, yumurta kapıya dayandı. Seneler, durduramıyoruz. Artık farklı yöntemler denemek lazım geldi. Sonuçta farklı düşünüp çalışmamış olsam da sırf sınava girip geçtiğim derslerim oldu. Ya da son gün çalışıp geçtiklerim… Yani bunca sene asıl sorun tembelliğin yanında bir de ümitsizlik ve vazgeçmekteymiş… “Sabır sadece beklemek değilmiş” 🙂

    Ben de uzun yazdım ve alanınızı işgal ettim, kusura bakmayın. Sağlıcakla kalın.

  2. @yasin Maşallah döktürmüşsün. Alanı işgal etmek söz konusu olamaz. Burası hepimizin. Lisede yapılan bilinçsiz tercih meselesinde tespitlerin çok yerinde olmuş. Zaman zaman bir fırsatımız olsa da liseli öğrencilere seçecekleri bölümler hakkında detaylı bilgi verebilsek. “Çalışmaya alışmak” hakikaten de zeka yönünden benden daha da iyi olmayan ancak çalışmayı seven arkadaşlarımın benden başarılı olmalarının en büyük sebebi çalışmaya alışmış olmaları sanırım. Kendi çocuğum için yapmasınıa alıştıracağım ilk şey bu olacak sanırım.

  3. Okudukça üzüldüm, hayıflandım. Ne güzel, yaptığınız hataları paylaşmışsınız burada. Umarım özellikle genç arkadaşlarımız bu yazılanlardan feyiz alırlar da bir pay çıkarırılar kendilerine.

  4. İzmir’de 90 yıllar da tiyatroda izlediğim “yaşar ne yaşar ne yaşamaz” gibi olmuş sanırım.
    giriş gelişme özelliklede “SONUÇ” bölümü harika….

    Ege üniversitesin de “çan eğrisi” gibi bir sorunu var .Mantıksız aslında. Bence “çan eğrisini..vb” bırakıp, okuldan mezun olacak tüm öğrencilerin , serbest piyasa çalışma seviyesine çıkarılması gerekir.

    Deü makine den mezunum ( 1991-1998), sanırım hocalar gereksiz bizleri derslerden KASMIŞLAR , bizlerde gereksiz derslerden soğumuşuz…

    Herşeyin hayırlısı.

  5. bu da memleketimizin bir özelliği. o kadar haksızlık varki yapılan bilinçli aile bilinçli eğitim, öğretmen, arkadaş ve çevre olmalı birinin bile eksikliği bir yerden kendini belli eder. kiminle konuşsanız mutlaka der. ben aslında şu mesleği istemiştim ama şu an bu mesleği yapıyorum diye. ya da hep didinmeye devam ederler. aynen benim gibi yok ikinci üniversite yok bir daha sınav. gerçi imtihan dünyası… Hayatın kendisi bir imtihan zaten

  6. @ülkü Umarım sınavlarınız ve de hayat kavganız mutlu mesut devam eder. Nitekim af çıktı bugün itibarıyle ve ben okuluma dönebileceğim. 🙂

  7. @ahmet, şu an af çıktı. Bu aftan faydalanabilirsin. Okulunla irtibat kurup bu konu hakkında bilgi alabilirsin.

  8. hepinize teşekkürler bizlere kapak olsun bu yaşam tecrübeleriniz

  9. gerçekten güzel tespitler . bende ege biyolojideyim gerçekten büyük bir okul . imkanları da büyük ancak sorunları ve saçmalıkları da bir o kadar büyük. . . hocaları çok kaliteli ona diyebilecek bişeyim yok ama bilgilendirmek açısından bi örnek vereyim ;
    laboratuvarlar dersin ön koşuludur. ve labdan kalan ögrenci dersin vizesinden 100 bile almış olsa dersten de kalmış sayılır. buraya kadar normal. ancak 22 kişilik bir sınıfta laboratuvar ı 6 kişi geçiyorsa (telefide geçen 1 kişi de dahil) bu hocanın ayıbıdır diye düşünüyorum . . . tüm derslerin sınavları için tek bir hesaplama yolu var : bekledigin notu ikiye böl 10 çıkart. alacagın notu bulursun. . . eger bunu okuyan bir ege biyoloji adayı varsa tek tavsiyem uzak durması yönünde olacaktır 🙂 ille de biyoloji okumak istiyorsa başka bi okulu gönül rahatlıgıyla seçebilir 🙂 tabi , zoru severim imkansız da zaman alır diyen varsa ya da başka bir deyişle, 2 yılda diger birçok okulun 4 yıllık lisans derslerini görüp 2 yıl da opsiyona ayrılıp yüksek lisansla karışık dersler görüp lisans mezunu olur ve diger biyologların önüne geçmek için yapabilecegi tek şey kpssden 95 almak olur. ve meslegini de 2 yıllık laborantın yaptıgı şeyleri yapıp biraz daha fazla maaş alarak icra edecegi için onca emek ve bilgi çöpe gider . . . ama yok ben tusa girip doktorların bile kazanmakta zorlandıgı ve dışardan giren 10binlerce adayın içinden ilk 3e girip doktor olacagım derseniz burası mükemmel bir tercih olur . . .
    herkese hayatında başarılar. . .

  10. ben de ege gıdadaym.4.sınıfım ve arkadasın hikayesi çok haklı bence.çan eğrisi olmasa 4. sınıf olmam söz konusu olmazdı bu bölümde.

  11. Kötü.. Sistemin bu şekilde işleyişi cidden can sıkıcı.. Benim henüz alttan hiç dersim yok neyse ki ama önümde finaller var. Bakalım..

  12. ben de 6. senemi bitirdim bugun..
    gecmiste danisman kazigi yedik ben ve yanimda bu yaziyi beraber okudugum arkadasim..

    ve seneye atilacagiz..
    7. senemize atilacagimizi bilerek devam edecegiz..

    bu danismanlar insanlari yakiyor.. hic bir hakkimizi soylemediler bize.. hah, tabi ki sucun cok buyuk kismi bizde, tembellik yaptik.. ama danismanlar da haklarimizi soylemesi lazimdi. hic bir sekilde yardimci etmeden 6 yilimi gecirtti ve beni atilmaya surukledi..
    haklarimizi ogrendik ve danismana bunu sorduk; “e sormadın ki” diye bir cevap aldik.. ulan bilmedigim bi seyi nasil sorayim. sen danisman olarak beni yonlendireceksin.. 2 sene once bugun ogrendigim haklari ogrenseydim, cok farkli olacakti her sey..

    bu danismanlar, danismanlik haricinde her sey yapiyor!!

  13. Serkan bildiğim kadarıyla artık üniversitelerde okuldan atılma kalkacak. Bu konuda biraz araştırma yap. Hemen umutsuzluğa kapılma. Ben mezun oldum ve şu an bir işte çalışıyorum. Azmi zafere dönüştürmek senin elinde.

  14. Kendimi hiç bu kadar çaresiz hissetmemiştim.. ben okuldan atılmıyorum fakat bunca yılın sonunda ailem yeter dedi ve beni okuldan alıyor. Siz o kadar zaman sonunda elde var sıfır şeklinde kalınca ne yaptınız cidden evet bunu tek yaşayan ben değilim demek istiyorum bir çıkar yoluna ihtiyacım var

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir